Kayıtlar

Bazı Yalnız Memleketlerin, Yalnız İnsanlarına Şiir

Yalnızlığın kokusu,  çorbanın kokusudur tüm apartmana yayılmış. Bir kış gecesi, giderken bir yerlerden dönerken bir yerlere duyduğun sulu yemeğin kokusudur.  Yalnızlığın kokusu, hiç şüphesiz en çok bir uzak memleketin  bir noel öğleden sonrasında  duyduğun  şekerli sıcak hamurun kokusudur. Yalnızlık bir kez girdi mi insanın kalbine, en derine gömüldükçe gömülür. Bir keskin bıçak mı dersin, yoksa falçata inceliğinde bir sızı mı. Gömüldükçe yerini sağlamlaştırır. Her nefeste yerleşir, sen bir usturayı yüreğimde taşıyorum sanırsın. Her hareketinde kanatır, onunla yaşamaya alışamazsın. Ancak, ona rağmen yaşarsın. Boşuna ağlama küçük kadın. Sen de yalnızlığı bir bayrak gibi sol yanında taşıyanlardansın. Gece Saçlı Kız

Bir Kış Gecesi/Suat Derviş Üzerine

Resim
Zaman geçiyor. Zaman değişiyor. Hayat, karşımıza hep farklı şeyler çıkartıyor. Hep aynı karanlıkta kalacak sandığımız gölgelikler aydınlanıyor. Güneş ışıkları karanlığın bağrını delip geçiyor. Çiçekler filizleniyor kuytularda, suyu çekilen kuyular yine suyla doluyor. İnanır mısınız, hayatta bazen güzel şeyler de oluyor. Suat Derviş'in kaleminden hikayelerin bulunduğu Bir Kış Gecesi kitabı aslında iki aya yakındır baş ucumda duruyordu. Araya giren farklı kitaplar filan derken, okuyamamıştım bir türlü. Geçen hafta ''artık bu kitabı bitirmem lazım'' diye elime aldım ve sonunu getirdim. İçerisindeki hikayelerden benim en çok hoşuma giden, bugün yazmak istediğim(kitaba da ismini veren) Bir Kış Gecesi oldu. Aslında, Deli isimli hikaye de oldukça ilginç ve de ilgi çekiciydi.  Soğuk ve karlı bir eski İstanbul gecesine ışınlanıyoruz. Peki, biz bu hikayenin neresindeyiz? Sobanın yanında uyuyan kedinin gözlerinden görüyoruz belki. Belki tavandan sarken örümceğiz. Ne bileyim iş

Dehşet Gecesi/Kerime Nadir Üzerine

Resim
Yazdığı tür yüzünden belli kesimlerce küçümsenen Kerime Nadir, özellikle ev kadınlarının tercih ettiği, romantik kitaplarıyla bir zamanın en çok okunan yazarıydı.  Yazdığı yılların toplumsal olaylarından uzak, daha çok kişinin iç dünyasına yönelen kitaplarından dolayı çokça eleştirilmiş. Toplumdan kopuk olmakla suçlansa da, toplumun bir kısmı tarafndan severek okunmuş bir yazar.  Ben, Kerime Nadir'in ismini bilmekle birlikte belki yaşım gereği, belki de ilgi alanlarım gereği kitaplarını hiç okumamıştım. Kadın yazarlara daha çok ağırlık verdiğim hayatımın şu döneminde, Kerime Nadir okumak istedim. Henüz okumaya fısat bulamadığım bir kitabını saymazsak, üç kitabını okudum. Beyaz Dizi olarak tabir edilen kitapları dışında, bir de korku romanı olduğunu biliyor muydunuz? Ben Dehşet Gecesi'nin tanıtımını okurken çok heyecanlanmıştım. Ve Kerime Nadir'in korku alanında yazdığını bilmiyordum. Türk korku romanının ilklerinden biri olduğu söylenen kitabı temin etmek pek de kolay olmad

Nedret/ Güzide Sabri Üzerine

Resim
Nedret'in gözlerinden siyah bir bulut geçti... Kanatları kırılmış, yaralı bir kuş gibi başı omuzları üstüne düştü. Biraz evvel, boş bir ümide kapılarak hülyalarının üstüne çıktığı bir an içinde perişan ve kudretsiz, karanlık bir boşluğa doğru yuvarlandığını görmekle derin ve acı bir ıstırap altında ezildi bitti. Geçtiğimiz haftalarda Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi'nden bahsetmiştim. (Okumak İsterseniz  Buradan Buyurun  )1905 yılında ilk baskısı yapılan Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metruke'sinden on sekiz yıl sonra 1923 yılında yazılan Nedret'ten konuşalım bugün biraz da.  Nihat bugüne kadar onun bu derece zengin bir güzelliğe malik olduğuna, onda mevcut ince bir şiirin en açık noktalarını göremediğine teessüfler ediyordu.  Efendim, buradan sonra okuma keyfinizi kaçırabilecek bazı ip uçları olacak. Eğer öncelikle Evrak-ı Metrukeleri okumak istiyorsanız, bu yazıyı okumayı sonraya bırakın. Fikret'in acılar içinde, insanın içini sızlatan ölümünden sonra kızı Nedret

Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi/Güzide Sabri Üzerine

Resim
Gözyaşları ruhu boğulmaktan kurtarır derler. Ah, bu gözyaşları olmayaydı bilmem yaşayabilecek miydim? Can Yayınları, çok iyi bir işe imza atmış ve Güzide Sabri'nin kitaplarını yeniden basmış. İlk olarak 1905 yılında basılan Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi yani Ölmüş Bir Kadının Mektupları, kırılgan aşıkların, ızdırabından verem olan kadınların, ince hastalığa tutulan annesinin vefatından sonra öksüz kalmış bir kızcağızın hikayesidir.  Kitabı bitirdikten hemen sonra, günümüzde artık kullanılmayan kelimeler dilimin ucuna kadar geldi geldi gitti. Kitapta mümkün olduğunca yazarın kullandığı kelimelere sadık kalınmış, kitabın sonuna bir küçük sözlük de eklenmiş. Çoğu kelimenin anlamını bildiğimden ve cümle içinde kullanımından anlamlarını çıkartabildiğimden benim için sözlük pek gerekli olmadı. Mesela, bazı bilmediğim kelimeler de vardı ancak onlar da sözlükte yer almıyordu. Henüz kitabın başında geçen ''teyzezade'' kelimesi gibi. Teyze çocuğu olduğunu tahmin ettiğim

İstanbullu Amazonlar 1809/Şebnem İşigüzel Üzerine

Resim
Osmanlı'nın köklerinin kurumasından korkanlar, ''Denize düşen yılana sarılır,'' demişlerdi. Kadın olduğu için yılandı.   Bu aralar, haddinden fazla kitap okuyorum. Ayda iki kitap sınırımı çoktan geçtim. Nasılsa henüz göz doktoruna gitmedim! Nasılsa daha vakit var. Biraz abartsam ne olur sanki? Hem kitap okumak ameliyat yaralarını iyileştiriyormuş! Öyle diyolla! İstanbullu Amazonlar'ı bitirdikten sonra, Şebnem İşigüzel'in henüz okumadığım kitaplarının bazılarını sipariş ettim. Kimilerinin fiyatı çok yüksekti, onları Türkiye'den almayı düşündüm.  Erkekler nasıl isterse öyle oluyordu dünya. Öyle yaşıyordu kadınlar.  Taht bahtına erişen bir kadın sultanın hikayesi bu. Tarihin içinde seksek oynayan, kafaları çok karıştıran bir roman. Sayfaları çevirdikçe acaba demeden edemiyor insan. Hayır efendim, hevesinizi kırmak istemem ancak, kitap yalnızca kurgu. Ancak öyle güzel bir kurgu, anlatıcılar öyle inandırıcı ki...  Yoksa, gerçekten de tarih bu kadın sultanın t

Rosemary'nin Bebeği/Ira Levin Üzerine

Resim
  Yazıya nasıl başlanırdı? Giriş, gelişme, sonuç. Unutma bunları, sen hiç mi edebiyat dersi almadın? Coğrafya dersi de mi almadın! Söyle bakalım Yozgat nerededir? İç Anadolu nerededir öyleyse? Kapat çeneni de otur dinle! Rüylarımda yine ilkokul sıralarına dönüyorum. Bu sefer, çalışkan bir kız çocuğu değilim. Anlatılanları dinlemiyorum. Ömrümde işitmediğim kadar çok azar işitiyorum. Sonra o mavi önlük üzerimde, lisenin ortasında, kendimi buluveriyorum. Rüyalar şu sıralar dostum değil. Bu uzun ayrılığın sebebi, sağlık sorunlarıydı. Birden ortaya çıkan ve doktora gittiğimde hemen o gün ameliyat olmamı gerektirecek sağlık sorunları. İyileşme süreci, ameliyat kesiklerinin kapanması tüm bunlar zaman alacak şeyler. Haftalar, haftalar sürecek. Dinleniyorum, kitap okuyorum. Yolumuz uzun! Gençliğimiz var mı? Pek emin değilim. Sakinleştirici etkisindeyken, ameliyat masasında kollarımı iki yandan bağlarlarken, birazdan alacağım narkozu beklerken benim kafamda şu şarkı çalıyordu: vakit tamam seni t