13 Eylül 2019 Cuma

Fahrenheit 451/ Ray Bradbury Üzerine



Yakmak bir zevkti.

Hakkında sayfalarca yazı yazılmış, bir sürü blogta ondan bahsedilmiş, Ekşi'de hakkında bir sürü söz söylenmiş bir kitap Fahrenheit 451. Bunca sözden, bunca sesten sonra ben bu kitap hakkında size ne anlatabilirim? Düşündüm, düşündüm. Ommmm! Ommm! Evet, ben size ancak kitabın benim üzerimde bıraktığı etkiden bahsedebilirim. Biraz da gevezelik tabii. Yanında da cevizli havuçlu bir kek. İsterseniz kahve, isterseniz çay servisimiz vardır.

Hayır hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuzu firması sayıp, ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor. Kafelerde de genellikle espri makineleri çalıştırılıyor ve genellikle aynı espriler yapılıyor veya müzik duvarlarının ışıkları yakılıyor ve bütün o renkli desenler inip çıkıyor, ama bunlar sadece renk ve tamamen soyut. Müzelerde de... Müzeye gittin mi hiç? Tamamen soyut. Artık sadece bu var.

Ben hiç bir zaman kahve insanı olamadım ne yazık ki. O ilginç kahve makinelerine, kahve kapsüllerine ve en tuhaf kahve isimlerine bir türlü alışamadım. İnsanların kahve tutkusu ile alay etmiyorum, onlara saygı ile baktım hep. Ancak hiç bir zaman çay tiryakisi de olmadım. Şu çaylı edebiyat cümlelerine ne yazık ki saygı duyamadım. Çay sevenlere saygı duydum sadece. Yahu, ben hiç bir zaman bir şeylere bağlayamadım kendimi. Ne çaya ne kahveye bu benimdir diyemedim. Maymun iştahı mı? Belki! Haklısınız. Ben, ben, ben, ben! Siktir et yahu beni! Ne diyordum, kahveler, çaylar falanlar filanlar. Burda havalar iyice boka sardı a dostlar a dostlar! Günlerdir yağmurlar, yağmurlar! 

Kitapların artık satmamasına şaşmamalı, dedi eleştirmenler. Ama ne istediğini bilen, mutlu mutlu dönen halk çizgi romanların sürmesine izin verdi. Bir de üç boyutlu seks dergilerinin tabii. İşte bu Montag. Devlet tarafından tepeden inme getirilmedi. Başta hüküm, bildirge, sansür yoktu... hayır! Teknoloji, kitlesel sömürü ve azınlık baskısı bu numarayı gerçekleştirdi. Tanrı'ya şükür. Günümüzde onların sayesinde sürekli mutlu kalabiliyorsun ve çizgi roman okumana, eski ve iyi itirafları veya ticaret günlükleri okumana izin veriliyor.

Bu kadın, bu aralar distopyalara sardı diyeceksiniz. Yok yahu, aslında bu kitapların arka arkaya gelmesi tamamen tesadüf. Önce Cesur Yeni Dünya şimdi de Fahrenheit. Aslında, okuma sırasına bakacak olursak öncelikle Fahrenheit'ı okumuştum. Blogta şöyle bir arandım da Orwell'in 1984'ünü buraya yazmamışım. Dilim tutulmuştur her halde, ondan yazamamışımdır. Nedir bu distopya merakı? Aslına bakarsanız, öyle bir merakım da yok. Denk geldi işte.

Yoksa bütün itfaiyeciler eğilimlerinin yanı sıra görünüşlerine göre de mi seçiliyordu? yanmış kömür artığı ve kül rengindeydiler, pipolarından da sürekli yanık kokusu geliyordu. 

Fahrenheit 451 ve Cesur Yeni Dünya arasındaki en önemli benzerlik şu ki iki distopyada da kitaplardan korkuyorlar. Tabii Fahrenheit'taki yöneticiler olayları o kadar abartmış ki kurdukları yeni dünyada tüm günlük faaliyet kitap yakma üzerine dönüyor neredeyse. Her iki kitapta da bilinmeyen bir gelecekte, aşırı teknoloiji durumu söz konusu. Aslında 1984'te de durum aynı diyebiliriz. Big Brother bizi televizyondan bile izliyordu. Bu üç kitabın yazarları, gelecekteki teknolojiden korkmuş, onun yalnızca kötü sonuçlar doğurabileceğini düşünmüşler. Yanlış mı? Göt cebimizde gezdirdiğimiz önü ve de arkası kameralı telefonlara, akıllı ev sistemlerine, akıllı tv ve buzdolaplarına ne diyeceksiniz? Buzdolabınız, siz markete gittiğinizde sizin için ne var ne yok şöyle bir yoklasın, size eksikleri mesaj göndersin istemez miydiniz? Peki ya akıllı ev sisteminiz, istediğiniz an ses algılama özelliği ile ışıkları yaksın? Müziğinizi çalmaya başlasın? Hızla gelişen teknoloji benim gözümü korkutuyor. Hayıflanıyor, korkunç teoriler üretiyorum. 
Cesur Yeni Dünya'da ve Fahrenheit'ta, insanlar yaşadıkları hayattan memnunlar. Çoğu yapay bir mutluluk bulutu içinde, yarı uyuşturulmuş ve egemen güçlerin onlara oyalanmaları için sunduğu teknoloji ile meşguller. Tabii, bazı çıban başları her zaman olabiliyor!

Alarm hep geceleri çalar. Asla gündüzleri değil! Sebep ateşin geceleri daha güzel görünmesi mi? Daha hoş bir mazara, daha iyi bir gösteri sunması mı?

Kitapların yasak olduğu Fahrenheit 451 dünyasına hoşgeldiniz. Evlerinde ya da üzerlerinde kitap bulunduran insanlar cezalandırılıyor ve kitaplar yakılıyor. Halk, o kadar uzun zamandır böyle yönetiliyor ve öyle güzel uyuşturulmuş ki itfaiyenin yangın söndürmek için olduğunu unutmuş görünüyorlar. Tüm eğitim sistemi yeni yöneticilere bağlanmış. Kitaplar olmayınca, köklü üniversiteler ve eğitimciler yok olmuş, susturulmuş durumda. İnsanlar, son teknoloji ile donatılmış evlerinde televizyon yayınlarını izliyor hatta bu teknoloji ile yayınlara katılıyor, onları yaşıyorlar bile. Duvarlarında beliren yayınların içine giriyor, kendilerini onlarla bütünleştiriyorlar. Tabii kendilerini biraz daha mutlu, biraz daha iyi hissetmeleri için kullandıkları ilaçları da cabası. 

''Okul saatleri kısaltıldı; disiplin gevşetildi; felsefe, tarih ve dil dersleri iptal edildi; İngilizce ve imla dersleri giderek ihmal edildi, sonunda da tamamen boşlandı. hayat şimdide, iş öneme sahip, mesai sonrası her yerde hazza ulaşabilirsin. İnsan neden düğmelere basmak, elektrik anahtarlarını çekmek, somun ve cıvata takmak dışında bir şey öğrensin ki?''

Bir itfaiyeci kitapları yakmaktansa saklamayı tercih ederse ne olur? En büyük günah! Düşünmeye başlar. Ve düşünen bir insan, Fahrenheit dünyası için çok ama çok tehlikelidir. Bir gün komşusu Clarrise ile karşılaşan ve onun tuhaf sohbetinden çok hoşlanan Guy Montag, artık hayatının çok farklı olacağının farkında mıydı? Bugüne kadar sadece yakmayı bilen bir adam, kitaplara dokununca çok farklı biri olabilir mi? 

Ben yakın zamanda çekilen filmini izledim. Aslında kitaptaki bazı konuların geliştirilmiş haliydi film. Ancak kitap çok daha farklı. Kesinlikle bu kitap mı film mi sorusuna klasikleşmiş cevabım: tabii ki kitap!

Cenazeler mutsuzluk verici ve Pagan mı? Onları da ortadan kaldır. Bir insan ölünce, beş dakika sonra ülkenin dört bir yanında hizmet veren helikopterlerle Mavi Duman Borusu'na, Yakma Fırınlarına görütülüyor. Bir insan ölümünden on dakika sonra toz zerrelerine dönüşüyor. Mezar taşı yazılarıyla uğraşmayalım. Boşver onları. Hepsini yak, herşeyi yak. Ateş parlaktır ve ateş temizdir.

Not: Şimdi Cesur Yeni Dünya ve Fahrenheit arasında bir benzerlik daha fark ettim. Ölünün arkasından üzülme, yas tutma yerine bunu normalleştirme çabası var her iki kitapta da. Bu konu 1984'te nasıldı, şimdi hatırlayamadım.

Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder