30 Ağustos 2019 Cuma

Cesur Yeni Dünya/Aldous Huxley Üzerine


Acuh da bağa vir! Biraz da oğa viir! Canı gaymak isteyen, cebinde manda taşır! 
Acuh da bağa vir! Muh muh muh! 
Aman efendim, yine geldi bu ciddiyetsiz kadın. Bir sürü de imla hataları yapıvereyo! Göylü gibi gonuşeyo! E ne durup durun? Siktir git gari!


Çarklar sürekli dönmeli, ama bakımsız dönemezler. Onlara bakacak adamlar gerekir, dingilleri üzerinde dönen çarklar misalı sarsılmaz adamlar, aklı başında itaatkar adamlar, mutlu ve istikrarlı adamlar. 

Hiç oldu mu şimdi Gece Saçlı Kız? Eh, domuzun dölü! Bu kadar oleyo! Ege şivesine hep hayran kalmışımdır. Bu yazının başını da öyle açmak istedim. Aslında söylemek istediğim, herkesin hayatına hiç kimse karışamaz olacaktı. Uzun paragraflardan sıkılanlar yahut saçmaladığımı düşünenler elbette olacaktır. Bu blogta ileri demokrasi var kardeşim! Yahu bu arada, sizi buraya çağıran oldu mu? Bakın, üstte kocaman bir x var. Şimdi ordan siktirin gidin!

Evet, gereksizlere gereken cevabı verdiğimize göre şimdi asıl konumuza gelelim. Asıl Gece Saçlı Kız ayarlarına geri dönelim. Ah, bu memleket nasıl da sürprizli. İçimi yaz sonu hüznü sarmışken, birden havalar güzelleşmez mi. Ben ince hırkalara sarınmaya başlamışken, yine şortların elbiselerin mevsimi geliverdi işte. Benim gibi soğuk bir gurbet memleketinde yaşayan kardeşler bilir ki, burada asla tam olarak kıyafetleri hurca kaldıramazsınız. Mutlaka bir kaç ince kazak, belki bir kaç hırka bırakırsınız yaz mevsiminde bile geriye. Çünkü en güzel yaz gününün gecesinde fırtına gelebilir ve sizi ince battaniyelere yönlendirebilir. Yaz sonunda, bu güzel sürpriz için sağol dünya! Biz seni sevmesek de, sen bizi seviyor ve koruyorsun. Biz seni yakıp yıksak da sen bizi sarıp sarmalamaya devam ediyorsun. 


''Bu da,'' diye veciz bir ifadeyle ekledi Müdür ''mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.''


Cesur Yeni Dünya, uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Açıkçası kitabı okuyup bitireli iki ayı geçiyor. Ancak elim bir türlü yazmaya gitmedi. Bittikten sonra bir hafta kadar hazmetme zamanı veririm genellikle kendime. Ancak Cesur Yeni Dünya için o bir hafta uzadııı, uzadıııı buralara kadar geldi işte. Kütüphanenin bloğa yazılacaklar rafında bekleyip durdukça gözüme çarpmaya, sinirime dokunmaya başladı. İlk defa bir kitap için ''anlatayım da bitsin be'' diye düşünüyorum.

Kitap, birden başlıyor. Yani okuyucuyu birden Cesur Yeni Dünya ile ilgili o kadar fazla bilgiye boğuyor ki. Dur lan bir dakika, bu ne demek diye düşünmeden edemiyor insan. Ben ne yazık ki kendimi yerine koyabileceğim, sevebileceğim bir karakter göremedim kitapta. İnsan okurken, karakterlerden birine kendini yakın hissetmek istiyor. Onun başına gelenlere üzülmek, o mutlu olduğunda sevinmek istiyorum bir okuyucu olarak. Ancak Cesur Yeni Dünya, bu noktada bana dokunamadı. 


''Kitaplara ve çiçeklere, eskiden psikologların ''içgüdüsel'' dediği bir nefret besleyerek büyüyecekler. Refleksleri değişmez bir biçimde şartlandırılır. Hayatları boyunca kitaplardan ve botanikten uzakta güvende olacaklar.'' 

Bir çok insan 1984 ile Cesur Yeni Dünya'nın karşılaştırmasını yapıyor. Cesur Yeni Dünya için ütopya diyenler de mevcut distopya da. Bilim kurgu kitabı diyolla.  Açıkçası bu distopyada en can alıcı nokta 1984'te olduğu gibi insanların diktatörlükle yönetiliyor olması. Ancak bu Orwell'in distopyasının tam aksine şiddetle değil, insanların yaşamaktan mutlu olduğu bir distopya. Aslında bakarsanız, iki kitabın da kurduğu yepyeni birer evren var. Birbiri ile karşılaştırmak bana bazen tuhaf geliyor. Elma ve armut karşılaştırması gibi. Tabii her diktatörlük rejimi gibi Cesur Yeni Dünya'da da kitaplar sakıncalı. İnsanların Ford'tan önce yazılan kitaplara ulaşması pek mümkün olmadığı gibi çoğunun zaten ihtiyaçları da olmuyor. ( Efendiim, Ford bir nevi Cesur Yeni Dünya'nın kurucu babası. Zaman genellikle Ford'tan öncesi ve sonrası şeklinde sınıflandırılıyor.) İnsanlar, yaşadıkları dünyadan ve bulundukları sınıftan oldukça memnunlar. Alt sınıf, alt sınıf olmaktan oldukça memnun. Üst sınıfa özenmeyi bırak, onların yerinde olmak bile istemeyecek kadar seviyorlar sınıflarını. Çünkü insan yavruları laboratuvarlarda tüplerin içinde yetiştiriliyor. Her sınıfın insan yavrusu, farklı koşullara göre sınıflandırılıyor. İnsanların mutlu olmak için kullandıkları günümüz uyuşturucusuna benzer bir ilaçları bile var. Fabrika çıkışlarında, onlara belli miktarda dağıtılıyor bile. Herkes sosyal, herkes mutlu, herkes memnun. Son teknolojinin kullanıldığı hayatlar, müthiş evler. Herkes herkes için var. Cinsellik henüz çocuk yaştayken sapkınca işleniyor içlerine. Anne ve babalık, aile kavramları en yüz kızartıcı anlamlara geliyor. Bir kadının çocuk doğurması düşüncesi bile kabuslara neden oluyor. Bu dünyada, insanlar yaşlanmıyor. Ölüm, duygusal bağlar kurulmadığı ve çeşitli anlamlar yüklenmediği için normal karşılanıyor. İnsanlar belli bir yaştan sonra yakılıyor zaten. Bu dünyanın tam karşısında bir de yabanilerin dünyası var. Kadınların halen çocuk doğurduruğu, teknolojiden uzak çorak topraklarda dinlerine bağlı yaşayan bir grup insan.

Tıpkı Fahrenheit'ta olduğu gibi, burada da insanlar fazlasıyla lüks, abuk şeylere sahip. Tabii sınıflarına, konumlarına göre canım!

Açıkçası, Cesur Yeni Dünya yarattığı kabuslara yaraşır dünyasıyla çok etkileyici. Evet, bağlayıcı karakterlere sahip değil. Ancak bu çok etkileyici noktaları olduğunu kesinlikle değiştirmez. Tüpte bebek yetiştirme yahut koşullandırma konularını okudukça tabiri caizse insanın ağzı bir karış açıkta kalıyor!

Huxley de Orwell gibi öngörülü müymüş ya da paranoyaklığın laneti onu da mı etkilemiş? Bilemedim!

''Ne kadar alt sınıfa aitse o kadar az oksijen verilir,'' dedi bay Foster.


Gece Saçlı Kız



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder