2 Ağustos 2019 Cuma

Yabancı/Stephen King Üzerine


Bu aralar dilimde hep aynı şarkı ''bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin, madem ki son şarkının...''
Neden bilmem, Zeki beyciğimin bu şarkısını açıp açıp dinliyorum. Özünde hüzünlü bir şarkı belki ama nedense oraya buraya sallanıyorum dinlerken. Bulaşık yıkarken, yemek yaparken filan...Bir yabancı memlekette, bir yabancı ses. Komşular sokaktan geçerken şarkıyı duyduklarında anlam veremiyordur tabii, benim yüklediğim anlamları ise hiç mi hiç anlayamıyorlardır...Bazen caz müzik dinlediğim de oluyor. Özellikle kitap okurken ya da yağmurlu havalarda pencereden dışarıyı seyrederken.


Ben ne konuşmak için geldim, ne anlatıyorum. Ahh, bu konudan konuya atlamalar. Son yıllarda kişiliğimin bir parçası haline geldi galiba. Bazen evde kendi kendime konuştuğumu fark ediyorum. İnsanın bazen sesli düşünmeye ihtiyacı oluyor. Ya da sesli küfür etmeye! 

Efendim, Yabancı kitabı bu yaz ne popüler oldu. İnstagram'da hep karşıma çıkıyor. Bu da ayrıca sinirimi bozuyor. Neyse, kitabı bu yaz yaptığım Türkiye ziyaretinde almıştım. Ancak bir türlü elim gitmedi. Buraya geldiğimden beri neredeyse bir ay olacak, bu arada iki kitap bitirdim. Yabancı da üçüncü oldu. Henüz göz doktoruna gitmedim, Yusuf Yusuf durumları.
Stephen King'in henüz Türkiye'de çıkmamış kitaplarına bakıp bakıp iç geçiriyorum. Bu kadar mı zor yahu şu kitapları çevirmek? Aman, şimdi hiç teknik detaylara, şöyleyken böyle oldu bundan da bu oldu muhabbetlerine girmeyeceğim. Evet, bir kriz söz konusu falan filan. Ben biraz kör, biraz da kaprisli olmak istiyorum. Ne zaman basılacak bu kitaplaaar? 

Yabancı, aslında oldukça ilginç bir konuya sahip. ''Bir insan aynı anda iki yerde olabilir mi?'' sloganıyla piyasaya sürülmüştü. Kapağı da oldukça ilgi çekici. Tabii malum krizden dolayı kapak oldukça kalitesiz. Karton kapak bir kitap için bile kalitesiz yani. İnsanın elinde yamulup, bükülüveren cinsinden. Son dönemde, Altın Kitaplar'ın yeniden bastığı Stephen King kitaplarında da aynı durum söz konusu. Neyse, ayrıntıya girme, insanları sıkma. Konudan konuya atlama. Daldan dala daldan dala dal dal dal dal! 

Efendim, kitaba dönelim. Vahşice katledilen bir çocuk ve görgü tanıkları, dna eşleşmesi, parmak iziyle suçu kanıtlanmış bir adam. Hem de şehirde herkesin tanıdığı, sevdiği İngilizce öğretmeni ve aynı zamanda Beyzbol koçu Terry Maitland cinayetin eldeki tek şüphelisidir. Bu iş dedektif Ralph Anderson'un elinde patlar. Kendi oğluna da koçluk yapmış olan Terry'yi tüm şehrin gözü önünde, beyzbol maçının ortasında tutuklar. Ve çarşı pazar karışır!
Terry Maitland, o gün şehirden kilometrelerce uzakta bir konferansta olduğunu söyler inatla. Bu zaman içerisinde hem görgü tanıkları hem de kamera kayıtlarıyla kesinleşir. Ee, şimdi Ralph ne bok yiyecektir? Elindeki dna eşleşmeleri hatta parmak izleri götünde patlayan Ralph, aslında çok daha büyük boka battığının farkında değildir.

İşin içine İspanyol mitolojisi ve doğa üstü bir yaratık girer. Vee, artık kimse güvende değildir!

Bay Mercedes serisini okuyanların yakından tanıyacağı Holly Gibney de dahil olur maceramıza. Kendisi Finders Keepers isimli dedektiflik bürosunun ortaklarından biridir. Ve Bay Mercedes isimli katilin yakalanmasında büyük rol oynamıştır. Stephen King kitaplarında böyle süprizlerle her zaman karşılaşabilirsiniz. Bu da bana sanki eski bir tanıdıkla yıllar sonra karşılaşmak gibi hissettiriyor bazen. 
Bay Mercedes serisini okumayanlar da Yabancı'yı rahatlıkla okuyabilir. Konular birbiri ile bağlantılı değil, okuyucuyu zorlamıyor.

Aslında bakarsanız, ben kitabı okurken bazen sıkıldım. Eşim bunun çok fazla gerilim-macera, polisiye-macera okumuş olmamdan kaynaklı olabileceğini söyledi bense kararsızım.
Ortada yeni bir bulgu var ve birini karakterin bunu anlaması sayfalar sürüyor, eh tamam. Sonra ikinci kişi geliyor ve onun da anlaması sayfalar sürüyor. Sonra üç, sonra dördüncü kişilerde bu yaşanıyor. Birinci ve üçüncü kişi bu olanlara inanmıyor, olaya inanan kişiler onlarla önce tek tek görüşme yapıyor inandırabilsinler diye. Tabii bizimkiler inanır mı? Asla! Yetmiyor hepsi toplanıp elindekiler ortaya saçmak için konuşuyorlar. Haydii, herkes en baştan bilgilerini paylaşıyor, yani sayfalardır okuduğumuz şeyleri bir kez daha okumak zorunda kalıyoruz. Sonra ortak bir karara varıyorlar, konunun genel özeti ortaya çıkıveriyor. Ulan ben zaten sayfalardır bunu okumuyor muyum be? 
Demek istediğim konu sakız gibi uzuyor. Buna bazen Ahmet Ümit kitaplarında da denk geliyorum. Konuyu uzatmak merak sağlamıyor ki, sadece insanı sıkıyor.

Stephen King son dönemde bu polisiye gerilim türüne demir atmış görünüyor. Çocukluğumdan beri okuduğum Stphen King tarzına biraz uzak konular bunlar. Evet, korkudan vazgeçmiyor. Her zaman olaylar doğa üstü bir yaratığa bağlanıyor. Ama ne bileyim, bazen tat vermiyor.

Ayrıca, çok açık olmasa da ben Kara Kule evreni bağlantıları da sezdim. Kitapla ilgili heyecanınızı kaçırmamak için yazmak istemiyorum. Ancak son otuz kırk sayfada Düzenleyiciler ve Yaratık kitaplarından tanıdık ifadeler göreceksiniz. Yani bir nevi aynı tadı alacaksınız diyelim. 

Gece Saçlı Kız


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder