25 Ocak 2019 Cuma

Berlin'in Nar Çiçeği/ Füruzan Üzerine


''Pencereden kar geliyor, aman annem gurbet bana zor geliyor.''

Hayat ne peki Hermann? Genç bir çocuk-kızken öğrendiğim eğer doğruysa kadın kişi, erinin yanına gider, onun olur. Alman kadınının iyi Hristiyanlık görevi budur. Uysallık kadının mutluluğunun kaynağıdır. Söz dinledim ben, biliyorsun pekala. Fakat Hermann Lemmer, mutluluk neredeydi? Uysallığımda değildi artık biliyorum. Susacağım şimdi, susacağım. Nedir bu fikirler, nedir? Mutluluk, anlatıldığı, özendirildiği gibi şaşırtıcı bir şey değilmiş. Bunu kesinlikle biliyorum. Mutluluk yokmuş Hermann Lemmer.

2019 yılında okuyup bitirdiğim ilk kitap Füruzan'dan Berlin'in Nar Çiçeği oldu. Özel bir sebebi yoktu, memleketten yeni dönmüşüm, buzlu gecelerde çıkacak bir yolculuk arıyormuşum. Karşıma Berlin'in Nar Çiçeği çıktı, ben de zevkle okudum.



''Berlin'in bombalanmasında kaç kez, yangınların alazında derileri kavrulmuştu.
Yıkıntılardan kemik parçaları çıkarıp oynayan çocuklara tanıklık etmişti.
Bu çocukların arasında oğlu, kızı da vardı.''


Aslında, okuduğum ilk Füruzan kitabından pek hoşnut olmamıştım. Eski bir Can yayınları basımıydı. Belki yazarın diline alışmak, belki ilk defa karşılaştığın bir yazarı okumaktı bunun sebebi. Aradan biraz zaman geçince, yazarın diğer kitaplarını inceleme fırsatım oldu, ve şu an kütüphanemde okunmayı bekleyen başka Füruzan kitapları da var. (İlk okuduğum kitap, Benim Sinemalarım idi.)


İlk kez birlikte yaşamayı öğreniyorduk, saflığa dönüşü, güzelliği. O çalışma, yükselme isteğini ulusumuza kim verebilmişti daha önceleri. Biz eski soluk kalabalıklar, yaratıcıları ilan edilmiştik ülkenin. Geride tutulanlar, ezilenler biz değildik artık. Bunlar unutulabilir mi? Gösteriyorlardı işte, Almanlar... Bir aradaydık. Alanlar bizim sesimizle doluyordu. Filmleri biz görüntülüyorduk. Aynı yüksek amaçla bütünleşmiştik, ulus oluyorduk. Yine olacağız. Kimse engelleyemeyecek. İki kere iki dört, bu böyle.




Bir şeyler anlatmaya başlamadan önce, ilk ve önemli bulduğum bir konudan bahsetmek istiyorum. Bu aslında bir eleştiri. Kitabın bendeki basım yılı 2017. Şu an internet kitapçılarına baktığımda 2015 basımlı hallerinin satıldığını gördüm. Bendeki 13. baskı.

Kitapta, bir çok yerde Almanca cümleler geçiyor. Sayfaların altında ya da kitabın sonunda bu cümlelerin açıklamaları yer almıyor. Bu çok önemli bir eksik. Yapı Kredi Yayınları'nın böyle büyük bir hata yapması çok üzücü. Almanca bildiğim için benim için sorun olmadı ancak Almanca bilmeyen okuyucular için bu büyük problem olacaktır. ( Üç karakter arasında geçen bazı cümlelerde, onların konuştuğunu anlamayan üçüncü karakter için konuşma arasında çeviri yapılmış. Ancak çevirisi yapılmamış bir sürü Almanca sözcük ya da cümleler mevcut.)


Kaynayan bir sütün kokusu,kalın ak porselenin içindeki tereyağı, kara ekmek...Baharın insanlara getirdiği yaşama sevinci yaşlandı. Ne tuhaf, bu kentte, bu yıllarda yüreğini olduğu yerde tutacak denli çıplak duyuyor kişi. İşte bu bize yapılan en büyük kötülük oldu. Zamanı elimizden aldılar.


Benim okuduğum kitaplarda, olaylar hep ikinci dünya savaşının kurbanları üzerinden kurgulanmışlardı. Ancak Berlin'in Nar Çiçeğinde durum daha farklı. Savaş sırasında gencecik bir kadın olan Elfriede, iki çocuğu ile yaşamaktadır. Kendisi fiziki özellikleri bakımından, ari ırk tanımına uyan bir kadındır. Kocası güle oynaya savaşa gitmiş, kendisi de bir fırında çalışarak, yaşamını sürdürüyor. 

İçine kapanık, her söylenene boyun eğen, her şeyi kabullenmiş bir kadındır Elfriede. Bu yüzden patronlarının nazi yanlısı konuşmalarına da kafasını sallar, kabullenir. Bazı bazı, insani olarak acıma üzülme gibi duygular yaşar. Bazen kendince sorgulamalar yapsa da genel kişilik özellikleri sessizlik ve itaat etmektir.

Ateşe sürülmüş iki patatesin ortaklaşa yendiği gecelerin iç güdüsel mutluluğunun yakınlarında sayılabilecek bir zamana ait olduğunu bu soruyla ilk kez ayrımsamıştı.
''Bir huzurevinde daha rahat edebilirsin diye düşündük Mutti. '' 

(*Mutti: anneciğim)

Hani bazı insanlar vardır, onları hep yaşlıymış gibi hissederiz. Sanki hiç genç olmamışlar, hiç aşk yaşamamışlar gibi. Vücutları hep buruşuk derilerle kaplı, zihinleri hep dumanlı gibi gelir bize. Karakterimiz tam da öyle. Savaş sonrası Berlin'de yaşamaya çalışan, savaş artığı bir beden. Bu yeni Almanya'ya hiç alışamamış. Aslında o, gelin geldiği Berlin'e hiç alışamamış. Gündelik yaşamın koşuşturmalarından uzakta, yalnız yaşadığı evde kaygı krizleri ile baş başa. İki dostu var, biri evde beslediği kuşu Sarah,diğeri ise kapı komşusu Herr Christian Haabe. Onunla utana sıkıla yaptığı konuşmalar dışında bir de nazi artığı apartman görevlisiHerr Ranke var hayatında. Kızı ve damadından gelen telefonlar bir de...
Bu konuşmalarından çok hoşlandığı,kalbinin arada bir de olsa titremesine yol açan kapı komşusu Herr Haabe bir gün ölüyor ve asıl hikayemiz o zaman başlıyor. Türk işçi ailesi oraya taşınıyor. (Herr Almanca'da erkek cinsiyeti için kullanılır. Bir nevi saygı ifadesi gibidir de. Siz formunda konuştuğunuz kişilere soyadı ve cinsiyetine göre başına Herr ya da Frau(kadın) ekleyerek konuşursunuz.)



Zamanın yorgunluğuna, yalnızlığa sizin gibi yenik düşmüştür ninnilerimiz.Masallarımızı da yitirdik. İnsanoğlunu ölümsüz kılan tek şey sevgidir değil mi? Sevgiyi tanımamışsak onurlu olmayı da bilemeyiz. Sevginin olmadığı yerde onur diye tanıtılanlar cimrilik, bencillik hatta kindir.


Almanya'ya gelen ilk nesil Türk işçilere fazlasıyla pozitif bir bakış açısı sunsa da kitap, yer yer bazı eleştirileri de yapıyor. Ailenin kundaktaki bebeği ile tekrar kendisine gelen Elfriede, savaşın ve yalnızlığın sertleştirdiği kalbinde ilk titreşimleri hissetmeye başlıyor. Aslına bakarsanız, kitap müthiş bir yalnızlığı anlatıyor. Elfriede yalnız, çok yalnız bir kadın. Ne yazık bugün Almanya'daki yaşlı nüfusun çoğunun durumu da bu. Noel'den Noel'e gelen torunlar, çocuklar. Eğer durum iyiyse bahçeli,kırsalda müstakil bir ev, kötüyse bahçesiz bir apartman dairesi. Yalnız yenilen yemekler, zorla çıkılan alışverişler. Yavaş yavaş kuruyan, kırılıp, boyun büken kalpler.  

Frau Lemmer, kendi memleketinde gurbetteydi aslında. Gelen Türkiyeli konuk işçi ailesi de, memleketinden uzakta gurbetteydi. Birbirlerine sığındılar, gurbetin soğukluğunu bahara çevirmeye yeltendiler. 

Biz insanlar salt aynalardaki yansımalarız, değerli hanımefendi. Träume im Spiegel.

Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder