16 Kasım 2018 Cuma

Aspidistra/ George Orwell ve Kadın Düşmanlığı Üzerine

                            
f



''Yedi milyon insan bir akvaryumdaki balıklar gibi birbirlerinin varlığından neredeyse habersiz, birbirlerine dokunmamaya çabalayarak ileri geri kayıyor ''

Daha dün değil miydi ilkbahar? Hani doğa canlanmıştı, çiçekler tomurcuklanmıştı. Şimdi sokağımdaki her bir ağaç hüzünlü. Şimdi asırlık ağaçlar boyun büküp, bırakmışlar kendilerini sonbaharın ellerine. Peki sonbaharın elleri şefkatli midir? Sarıp sarmalar, ana sıcaklığıyla korur mu? İçini ısıtabilir mi ağaçların? 
Daha dün değil miydi şu pencereden gördüğüm doğanın en sıcak yüzü? O en güzel uyanış. Şimdiyse bilmem kaçıncı kez döküyor yapraklarını ağaçlar. Benim bu evdeki ilk, onlarınsa bu sokaktaki kim bilir kaçıncı sonbaharı. Gökyüzü hüzünlü, ağaçlar hüzünlü, göçmen kuşlar çoktan gittiler. Gugukçuk ile gelecek bahara sözleştik, onunla da vedalaştık. Şimdi uzun bir kış zamanı. Bu yazı olağan üstü sıcak geçirdik. Bazıları çok sert bir kış olacağını söylüyor. Bazıları ise ipek gibi yumuşacık zamanlarda diretiyor. Bu konuda bir fikrim yok. Ne olursa olsun, uzun, upuzun olacağını biliyorum. 
Havanın dörtte karardığı, insanların korunaklı evlerinin içlerine çekildiği kış günleri, şu anda, yaşanıyor. Sokakta tek bir insan, tek bir nefes yok. Yalnızca nazlı nazlı, döne döne düşen yapraklar. Yalnızca hüzünlü gri gökyüzü. Yalnızca bu memlekette bir başına...



''Para tanrısına tapmak buydu işte! Ruhunu bir villayla bir aspidistra karşılığında satmak uğruna hayatını kur, işinde başarılı ol! Altı on beşte bir tabak yemek ve armut kompostosundan oluşan yemeği yiyip yarım saat BBC Senfoni Konseri'ni izleyen, sonra da karısı ''havasındaysa'' yasal bir cinsel ilişkide bulunan melon şapkalı tipik bir ''küçük adam''a dönmek! Kadere bak! Hayır, yaşamak istiyorsan böyle olmaz. Bundan, para batağından kurtulmak zorundasın. Kafasında hep bu vardı Gordon'un. Sanki paraya karşı savaşa adamıştı kendisini. ''

Geçtiğimiz haftalarda Boğulmamak İçin kitabından bahsetmiştim. Başka bir yazarla devam etmek yerine, yine Orwell'den bir şeyler okumak istedim. Kütüphanemde henüz okumadığım 3 tane Orwell kitabı daha var. Ancak, bir süre Orwell'e ara vermek niyetindeyim. Şu aralar Tezer Özlü ve Didem Madak'tan uzak durduğum gibi, Orwell da biraz bekleyecek. Karanlık günlere inat, umutlu, bahar dolu şeyler okumak istiyorum. Ne diyeyim. Bu aslında şikayet değil. Bazen onları da okumaya ihtiyacım oluyor tabii. Ama bu melankoli bazen beni hasta ediyor. Kemiklerime yavaş yavaş işlediğini hissediyorum. Bu sanki rutubet gibi. İçim rutubetleniyor bazen. Güneşte kurumak istiyorum.

''Eskiden tanrı neyse, şimdi para oydu. İyi ve kötü artık anlam taşımıyordu, yalnızca başarı ve başarısızlık söz konusuydu. Son derece önemli olan işini başarı ile yürütmek söyleminin kaynağı buydu. Tanrı buyrukları ikiye indirilmişti. Biri iş verenler -güzide para rahipleri- için ''Para kazanacaksın''; diğeriyse çalışanlar -yani köleler ve düşük rütbeliler- için ''İşini kaybetmeyeceksin'' 

Aspidistra çiçeksiz bir zambak türü. Başlamadan önce belirtmek istedim. Orwell onu bir simge olarak kullanarak, sınıf atlamak isteğinde olan dar gelirlileri, onların parayla, paranın insanlarla, paranın kadınlarla, paranın dostlarla, paranın sınıflarla, paranın kültürle, paranın toplumla ilişkisinden bahsetmiş. 
Arka kapakta diyor ki '' 1930'lar İngiltere'sinde yaşanan sınıf atlama çabalarını benzersiz bir kara mizahla eleştirmiştir. ''

Şimdi, kitabın bazı noktaları çok sıkıntılı. Boğulmamak İçin kitabında da sezdiğim ''kadın düşmanlığı'' ve yazık ki Aspidistra kitabında da mevcut. Bu düşünceler Orwell'ın mı, yoksa kitabın ana karakteri Gordon'ın mı? Kimin düşüncesi olduğu önemli değil. Önemli olan düşüncenin yanlışlığı, mide bulandıracak kadar yanlış olması hem de. 



Gordon dinlemiyordu. ''Kadınlar böyleyken sosyalizm ya da herhangi başka bir izmden söz etmek ne büyük yozluk! Kadının istediği tek şey paradır; ona alınacak bir ev, iki bebek, Drage marka ev eşyası ve aspidistra denen bir zambak türü. Akıllarının alabileceği tek günah, parayı kapmayı istememek. Hiçbir kadın bir erkeği geliri dışında bir nitelikle değerlendiremez. 


Üstteki alıntıya bakar mısınız? Bu nasıl bir kadını hiçe indirgemektir?


Şu kadın meselesi! Ne sıkıcı bir konu! Ne yazık ki, kesip atamıyoruz. ya da hiç değilse hayvanlar gibi yapamıyoruz - dakikalar süren ateşli şehvet ve aylar süren buz gibi cinsel pehriz. Horozu alalım örneğin. Öyle izninizle falan demeksizin zıplar tavuğun sırtına. İş biter bitmez de konu olduğu gibi aklından çıkmıştır. Artık tavuklarını fark etmez bile; onları görmezden gelir ya da yediği yemin fazla yakınına gelmişse gagalar, o kadar. Yavrularına bakması da beklenmez ondan. Horozdaki şansa bak!



Kadınları iki memesi ve iki deliği olan bir yaşayan organizma olarak görmekten başka nedir  ki bu ? Onlara istediğimiz zaman tecavüz edelim, sikimizin doğrultusunda gidelim. Sonra ne bok yerlerse yesinler, görmezden gelelim. Yetmedi sinirimiz bozulduğunda, gidip horozlar gibi gagalama hakkımız da saklı kalsın! 
Bu saçmalıklar kitapta devam edip gitmekte. Aldığım alıntılar, yalnızca bir kısmı. Ne küstahça! Sırf fazladan bir parça eti var diye kendisini üstün görmek. Acınacak bir hayal dünyaları olsa gerek!

Gordon ''erkek'' çocuk''tu, Julia ise ''kız çocuk'' ''kız''ın ''erkek''e feda edilmesi herkese olağan geldi.



Üstteki alıntıda da olay tam tersi yöne kayıyor. Okutulmayan kız çocuklarından, evin erkek çocuğuna feda edilen hayatlardan bahsediyor. Ve gerçekten de eleştiri yapıyor. Peki hangisi gerçek Gordon? Hangisi Orwell'in hangisi Gordon'un fikri? Dediğim gibi, fikirin ilk kimden çıktığı pek de önemli değil. Önemli olan iki şey var. Bir bu fikirler yanlıştır. İki ne yazık ki aynı düşünce günümüzde de hüküm sürmektedir. Biz parçalana parçalana kadın haklarını, kadının varlığını savunurken, gençlerimiz halen kadınları ezen, erkek varlığını kutsayan kitapları okumayı tercih ediyorlar. En acısı da bunun yine genç kadınlar tarafından kaleme alınmış olması. Taciz, tecavüz, hak ihlalleri halen sürüyor. Bizim neslimiz korkular içinde büyüdü. Erkeğin her çeşidinden korktuk. İlkokulda eteğimizi kaldıranlar da erkekti, akraba adı altında bizi çimdikleyenler de. Susmayı öğretti bize suskun annelerimiz. Susmayı öğretti bize suskun toplumumuz. Ama artık yeter! Susmayacağız. Kadınlar, susmayı değil çığlık atmayı öğretecek bu koca topluma. Tacizin,tecavüzün, şiddetin her türlüsüne ses çıkartacağız. Haksızlığa kime karşı yapılmış olursa olsun susmayacağız! Susmayacağız!


Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder