28 Eylül 2018 Cuma

Sineklerin Tanrısı/ William Golding Üzerine


Efendiiim, hoş geldiniz! Buyurun buyurun, bugün anlatacaklarım baya derin! Karnımda tuhaf bir ağrı. Sanki her an kapı çalacakmışçasına bir huzursuzluk içimde. Aman üstüm başım düzgün olsun, ya kapı çalıverirse? Ya karşı komşunun bir tutam tuz, azıcık kabartma tozu isteyeceği tutarsa!!
Bırakalım artık bunları. Burası bizim evimiz yahu. Ne istersek, nasıl istersek öyle olacak her şey. İster pijama ile, ister ağzı yüzü yamulmuş ve hatta çamaşır suyuna bulanmış kıyafetlerle çıkın kapı çaldığında. Ne olacak yani? Azıcık da kapıyı çalan düşünsün yahu! İçine atma anneem! İçimize ata ata şiştik, her yerimiz ödem yaptı! Çağımızın hassasiyet bozuklukları, duygu bozuklukları hep bundan işte! 


Bu bloğa daha önce yolunuz düştüyse, şu satırları gayet normal karşılıyorsunuzdur. Ama kazara geldiyseniz, aman diyeyim tepenizi iyi tutun uçmasın! Biz kitap yazısı okumaya geldik, bu kadın neler de zırvalıyor böyle demeyin. Onun da sırası gelecek yahu! Ne olur azıcık dedikodu çeviriversek yani!
Şu sıralar canım bir boza istiyor ki sormayın. Sonbaharın iyice kendini hissettirdiği ne demek ulan gümbür gümbür geldiği şu günlerde, benim aklıma şööyle güzel kıvamlı bir boza geliyor ki! Allah Allah, sormayın gitsin! Sonra dostlarla sıcacık bir yerde çay içmeyi özlüyorum, annemle kestane pişirmeyi, halamlarla bir mutfakta sohbet etmeyi...Her mevsim, farklı şekilde hatırlatıyor bana memleketi. Memleket demek, aile demek çünkü. Memleket demek, hep özlemek demek...
Bozadan nerelere geldik gördün mü sen. Dur kalkma Allah aşkına, bir çay daha iç. Yok anam, hemen kalkar koyarım ne olacak ki! Dur anlatacaklarım var daha sana komşum, biter mi benim çilem hiç!!

''Temizlik ölçüsü olarak eskiden temiz olan kendi benliğini bir ölçü sayan Ralph,  çocukları gözden geçirdi. Pistiler; ama pislikleri çamura düşen ya da yağmurlu bir günde kirlenen erkek çocukların göze batan pisliği değildi. ''


Sineklerin Tanrısı, Öykü kardeşimin bana bahsettiği bir kitaptı. Bu yaz başında Türkiye'ye geldiğimde hemen aldım. Ancak okumak, sonbahara kısmetmiş. İleride değineceğim bazı noktalar var ki, bunlar sizi ne yazık ki kitaptan soğutabilir. Aslında, size kalmış. Herkesin hayatına kimse karışamaz sonuçta değil mi ya?!

''Simon, yaprakların gizlediği küçük esmer bir heykelcik gibi olduğu yerde kaldı. Gözlerini kapatsa da hayvanın başını gene görüyordu. Dişi domuzun yarı kapalı gözleri, yetişkinlerin o sonsuz ve duygusuz vurdumduymazlığıyla donmuş gibiydi. Bu gözler herşeyin kötü olduğunu söylüyordu Simon'a. ''

Oldukça tartışmalı, hakkında sayfa sayfa yazılar, incelemeler bulabileceğiniz bir kitap Sineklerin Tanrısı. Başlarda, tatlı tatlı ilerleyen bir mercan adası macerası gibi gelse de işin aslı öyle değil! Savaştan kaçırılan (bence nüfuslu aileleri çocukları ) bir grup çocuğun uçağına saldırı düzenlenir. Ve uçak bir mercan adasına düşer. İlk başta, biraz ilkel de olsa demokrasi düzeni kuran çocuklar, sonunda işi barbarlığa, hatta kabile düzenine döndüreceklerdir. 
Günümüz hümanist insanlarının en değer verdiği şeylerden biridir çocuklar. Çocuklar hep masumdur. Bir hata, bir yanlış yapsalar dahi bunu düşünerek, planlayarak, isteyerek değil bir kaza sonucu, yani tamamen yanlışlıkla yapmışlardır. İşte bu kitap, düşüncelerinizin köküne bir dinamit koyacak ve ateşleyecek! Baaaam! 
Sayfalar ilerledikçe, lan bir dakika! Noluyor? Ben ne okuyorum? Gibi soruları sormaya başlayacaksınız! 

Ormanda ve Simon'un belli belirsiz görebildiği başka yerlerde, bir kahkahanın gülünç taklidi çınladı bir iki saniye. 
''Sen biliyordun, değil mi? Sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun? Sizlere öyle yakın, öyle yakın, öyle yakınım ki! Herşeyin bozuk gitmesinin nedeniyim ben, bunu biliyorsun değil mi? ''
Kahkaha yeniden ürperircesine çınladı. ''Hadi'' dedi Sineklerin Tanrısı; ''ötekilerin yanına git de unutalım bu olup bitenleri.'' 

Çocuklar masum mudur? Yoksa içinde bulundukları koşullara mı uyum sağlarlar? Onlara öğretilen İngiliz asilliğini bu vahşi adada devam ettirebilecekler midir? Yoksa öğretilmiş nazikliği bırakıp, özlerine mi döneceklerdir? Peki özlerinde ne var? Eli sopalı bir vahşi mi? Romantik duygularınızı bir kenara bırakın dostlar! Bu kitap, bakış açınızı değiştirecek!
Çocuklar da insandır en nihayetinde. Ve insan fırsatını bulduğunda, içindeki o vahşinin sesinden başka her sese kulağını büyük bir istekle tıkar! İnsan, özünde vahşi hatta iktidar düşkünüdür. Hatırla Süleyman! İdrak et Süleyman! Hangi padişah öldürmemiş kardeşini? Hangi iktidar, en güzel en masum duyguları köreltmemiş? Bir avuç çocuk, başlarında tek bir büyük olmadan hayatta kalabilir mi? Peki onların hayatta kalması için kimlerin ölmesi gerekir?


''Canavarı gebert! Gırtlağını kes! Kanını dök!''

Şimdi biraz da kitabın çevirisinden bahsetmek istiyorum. Çeviri çok kötü arkadaşlar! Yani Mina Urgan'ın bu kadar kötü çeviri yaptığını görmek beni çok şaşırttı. Anılarını anlattığı Bir Dinazorun Anıları kitabını severek okumuştum. Tabii buna çevirmenin yaşadığı yılları göz önünde bulundurarak bakarsak, o sertlik biraz yumuşuyor. Sonuçta, kitap eski İngilizce ile çevrilmiş gibi. Sanki günümüz sözcükleri kitapta kendine pek de fazla yer bulamamış gibi. Neden bilmem, Türkiye İş Bankası yayınları uzun süredir Mina Urgan çevirisi ile devam ediyor yoluna. Artık yeni bir çeviri yaptırmanın zamanı gelmedi mi sizce de?
Kitap, zaten yazım tekniğinden dolayı oldukça zor okunan kitaplardan biri. Hiç ara vermeden, bir solukta okumak en iyisi. Çok fazla devrik cümle var. Çeviri de bir tuhaf olunca, insan ne anlayacağını şaşırıyor. Bazen bir satırı iki üç kere okumak zorunda kalıyor.
Ben, altını çizdiğim cümleleri burada paylaşırken, çeviri sıkıntısı mümkün olduğunca az olanları tercih ettim.

Kitabın sonunda, sön söz olarak Mina Urgan'ın bir genel geniş özeti var. Oldukça güzel bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Keşke, çeviride de böyle hissedebilseydim. Son söz kısmını okuduğunuzda, aklınızda her şey yerli yerine oturmuş olacak. Ve Mina Urgan'ın sözleriyle, farklı seçenekleri, farklı sonuçları düşünmeye başlayacaksınız.

''Denizkabuğu bende! Ben konuşacağım!''



Gece Saçlı Kız

1 yorum:

  1. Schopenhauer bir yazısında dediği gibi''gerçekte vahşi ve korkunç bir hayvandan başka bir şey değildir insan.Biz onu evcilleşmiş ve dizginlenmiş haliyle tanıyoruz ki uygarlık dediğimiz şeyde budur bu sebeple arada bir gerçek tabiatı ortaya çıktığında dehşete kapılıyoruz hukukun ve düzenin prangaları ve zincirleri çözüldüğünde kendisini bütün çıplaklığı ve insafa gelmez zalimliğiyle ortaya koyuyor''

    YanıtlaSil