Aksaray'dan Bir Perihan/Suat Derviş Üzerine




 Kısa süreli, zorunlu/zorlu ayrılıktan sonra yine geldik efendim. Bazı sağlık sorunlarından dolayı ara verdiğimiz kitap sohbetlerimize devam ediyoruz.


Suat Derviş'in kitaplarına özellikle son dönemde İthaki'den kitaplar almayı sevdiğim için, hep denk geliyordum. Hatta Aksaray'dan Bir Perihan'ı okuma listeme eklemiştim bile. Sonra bir gün kardeşim bu kitabı aldığını ve çok merak ettiğini söyledi. Ben de dayanamadım, hemen sipariş ettim. O, kitabı bitirdi ve çok beğendiğini anlattı. Ben daha da meraklandım. Ve sürpriz! Sipariş ettiğim kitapların bir kısmı gelmiş, ama Aksaray'dan Bir Perihan ne yazık ki temin edilememişti. Neyse efendim, geç de olsa kendisine kavuştum ve iki gececikte bitirdim. 


Suat Derviş hayat hikayesiyle, yazdıkları ve duruşuyla ilginç bir insan. Şimdiye dek onun kitaplarını okumadığım için kendimi ayıpladım. Ve yıllar sonra tekrar Saut Derviş'i hatırlatan İthaki'yi çok sevdim. 


Aksaray'dan Bir Perihan kitabı, ilk bakışta kitabın ana karakteri Perihan'mış gibi düşündürse de durum öyle değil. Günümüz anlatımları yer yer sıkıcı ve tek düze ilerlerken, geçmişi anlatan Gülter'in işin içine girmesiyle, hikaye derli toplu, merak uyandırıcı bir hal alıyor. Sınıf atlama derdinde olan bencil ve tam anlamıyla kötü bir karakter Perihan. Nuri ise onun kuklası, her şeye göz yuman kocası. Ama Gülter öyle mi! Küçücük yaşta köle olarak konaklara satılan Çerkes kızı Gülter'in geçmişi anlattığı satırlarda, dönemin çalkantılı siyasi durumuna, sınıfsal farklılıklara, köy ve şehir yaşamının dinamiklerine şahit oluyoruz. Çalıştığı evin insanlarına bağlanan Gülter, ömrü boyunca,yaşlanıp yalnız kaldığında son günlerini onların yanında yaşamayı düşler. Bir gün sessiz sedasız köyünden ayrılır ve elinde büyüyen çocuğun yanına yerleşmeye gider. Tabansız Nuri, Perihan'ın lafından çıkabilemez ki, Gülter'i evinde misafir bile edemez, otele yerleştirir. Ve Gülter'in her anlamda yolculuğu o zaman başlar.



Ah, o koyu yalnızlık hissi. Yaşlılık ve yalnızlık bence bir arada olmaması gereken iki şey. Yalnızlığı ve yaşlılığın verdiği kısıtlamaları her satırda hissettim. Geçmiş günlerin anlatıldığı sayfaları, günümüz Perihan satırlarından daha çok sevdim. 

 '' Artık ona hiçbir kapı açılmayacak, açılan bir kapının önünde onu hiçbir kimse sevinçle karşılamayacak, hiç kimse onun boynuna sarılarak '' Oh ne iyi ettin de geldin! Seni nasıl özlemiştim benim iyi Gülter'im, '' demeyecekti.''

Yukarıda okuduğunuz satırlara denk geldiğimde, o acıyı tam yüreğimin ortasında hissettim. Aynı duyguları yaşıyorum uzun bir süredir çünkü, gözlerim doldu, okumaya devam edemedim.

Nuri'nin kendi kendine vicdan yapması, sorgulaması ama her defasında yine kendisini Perihan'ın dejenere hayatına bırakması... Sinirden kudurttu beni.


Aksaray'dan Bir Perihan'ın, dokunduğu renkleri söndürdüğü bir hikaye bu. İddiasız, gösterişten uzak ama hüznü ile insanın içini yakan bir hikaye.


Not 1: Ne yazık ki son dönemde İthaki'den okuduğum kitapların çoğunda yazım yanlışları, harf eksiklikleri ve bağlaçlar konusunda sıkıntılar vardı. Bu sorun Aksaray'dan Bir Perihan'da da devam ediyor. ( Özellikle son dönemde takip ettiğim Karanlık Kitaplık serisinde bu sorunlarla çok karşılaştım.)


Not 2: Kitabın son sayfalarında bir küçük sözlük mevcut. Ancak çoğunlukla kullanmaya gerek kalmıyor. Cümlenin gidişatından anlamı kolayca çıkartabiliyorsunuz. Ben yalnızca bir kaç yerde bakma ihtiyacı duydum. 


Gece Saçlı Kız


Yorumlar