19 Temmuz 2019 Cuma

Son Ada/Zülfü Livaneli Üzerine



Bütün anakaralardan uzak, geceleri baygın yasemin kokularına bürünerek, kış yaz aynı ılıman iklimle sarıp sarmalanarak, ağaçların arasında yitip gitmiş kırk eviyle kendine yeterek yürüp giden başlı başına bir dünyaydı burası.

Merhaba dostlar merhaba! Gezmeye çıkarılmış bir balık misali, döndüm yine kendi sularıma... Yıllar sonra bu ülkeyi memleket olarak görebilmeme şaşıyor olmakla birlikte, anladım ki memleket bir tane olmuyormuş. Memleket kalbimdeki yara, memleket karnımı doyuran bu ülke, memleket anam, memleket kardeşlerim, memleket doslarımmış. Ve bir avuç mezar toprağımış memleket, başında koca bir çınarla babamın yattığı yerde...

Aslında, bu bloğun okuyucuları hakkında hiç bir bilgim yok. Genel olarak incelediğimde, en az okunan da kitap incelemeleri oluyor. Ama ben inatla yazmaya devam ediyorum. Neden? Çünkü rüzar oradan esiyor, keçiler beeee diye bağırıyor. En az benim kadar çekingen okuyuculara sahip burası. Bir kaç yüz insan, sessiz sakince bu satırları okuyor ve sayfayı kapatıp gidiyor. Biliyorum ki onlar benim anlattıklarıma kıyısından köşesinden dokunuyor, dahil oluyor. Blog yazmaktaki isteklerimden biri de anonim kalabilmekti. Sene 2019, temmuz. Merhaba, vlog çılgınlığına kapılmayanlara. Merhaba, hala yazılı bir şeyler okumaya katlanabilenlere. Ve merhaba, bu deli kızın satırlarını okumayı sevenlere!


Dönüş kafası hep böyle işte... Biraz hüzün, biraz yerleşik depresyon. Merhaba Gece Saçlı Kız, 27 yaşında memleketin yürekte olduğunu anladım. Merhaba! İstanbul daha da kalabalıklaşmış görmeyeli. İnsanlar daha bir hoyrat, daha boş bakışlı olmuşlar. Hep öyleler miydi diyorsun? Aa, aşk olsun! İstanbul ki hatıralarımın şehri. Her sokak o kadar çabuk, her meydan o kadar saçma bir şekilde değişiyor ki. Şu köşe başında öpmüştüm seni bak diyemiyorsun. Meydanlar betona, betonlar da insanların gözlerine duygusuzca yansımış. Merhaba! Ben geldim, bir garip gureba! Azıcık sevsene beni İstanbul, koynuna alıp uyutsana. Ben geldim! Merhaba! 

Yer gök martı çığlığı kesilmişti. Her zamanki haykırışlarına benzemiyordu bunlar. Adada yıllarca yaşadığımız için alışık olduğumuz o martı sesi değildi. Böyle bir çığlığı, böyle yürek paralayan bir dehşet anlatımını ilk kez duyuyorduk.

Memlekette kafalar karışık, olaylar karışık. Burayı hep siyaset üstü tuttum, bu konulardan bahsetmek niyetinde değilim. Esnafı aynı kazıkçı, taksicisi aynı soyguncu. Kedisi kabadayı, martısı serseri. Köpekleri heybetli, insanları ruhsuz. Evet, evet ruhsuz. İstiklal caddesi ruhsuz, müziği ruhsuz...

İstanbul capcanlı. Yüz yılların verdiği bir ölümsüzlük kanı dolaşır damarlarında. Denizi masmavi, sokakları pırıl pırıl. Süleymaniye'si, Sultan Ahmed'i... Tarihi yarım adası meydan okur onlara. İstanbul dayanır, İstanbul parlar bir yakutmuşçasına. Kanını emenlere, iliğini kurutanlara... Ne savaşlar gördü İstanbul, ne kırımlar ne yıkımlar... Kanı kaç toprağa aktı...Kaç kez toprakları kanla doldu taştı...İstanbul olmak kolay iş mi? Adı değişti kaç kere, tarih kadar var oldu...İstanbul benim memleketim...İstanbul biraz benim...

Nasıl da gevezeliğim tuttu değil mi? Efendim, aslında Son Ada'yı tam da İstanbul seyahatimden bir kaç gün önce bitirdim. Yine öyle hızlı bitiverdi ki, zamanı tutup yakalayamadım.
Gözlerimden dolayı yavaş okumaya çalıştım, dört güne yaydım. Su gibi akıp gitti. Sonunda ne olacağını bile bile, korkunç yaşanmışlıklardan gelen isabetli tahminlerle sona geliverdim.

Adadaki değişimin ilk göstergesi o toplantıdan sonra dağılan ve bir daha hiç bir zaman yerine koyulamayacağını, içten içe duyumsadığımız o dostluk, kardeşik havasının yitip gitmesiydi.

Son Ada, nasılsa insan istilasından uzak kalabilmiş bir yer. Muhteşem doğasıyla beraber uyum içinde yaşayıp gidiyor insanlar. Ta ki ülkenin darbeci başkanı gelip, adaya yerleşene kadar. Tatlı tatlı başlayan ricalar emire döndüğünde, canım ağaçlar kesildiğinde sıra adanın canım martılarına geliyor. Bu gidişe dur diyecek olan kimlerdir? Martıların yanı sıra bir kaç ''insan'' çıkmıştır hayır diyebilen. Doğanın o karşı konulamaz gücü mü kazanacaktır şimdi, yoksa insanın o karşı konulamaz gücü mü? Okuduğunuzda acı acı gülümseyeceksiniz. Son Ada'yı okuyup bitirdiğinizde, acı bir tat kalacak damaklarınızda. Çok denedim, ne sakızlı lokum ne baklava tatlısı. Hiç biri acı gerçeklerin tadını silemedi damağımdan.

Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder