15 Şubat 2019 Cuma

Uyuyan Güzeller/Stephen ve Owen King Üzerine


Sanki kitaplar üzerine buraya yazı yazmayalı bin yıl olmuş gibi. Zaman bin yıl kadar hızlı, zaman bin yıl kadar yavaş akıyor bu memlekette belki de.
Stephen King, orta okul yıllarında tanıştığım bir yazardı. Benim için bu kadar önemli olan bir yazarın, ilk olarak hangi kitabını okuduğumu ne yazık ki hatırlamıyorum. Sanıyorum Hayvan Mezarlığı ya da Göz olmalıydı. İkisini de kütüphaneden almıştım. Ama önce hangisini okudum, ne kadar düşünsem de hatırlamıyorum. 




''Ben öldükten sonra bu dünyayla uyku dünyası arasındaki kapı kapanacak. Eninde sonunda bütün kadınlar uyuyacak, bütün erkekler ölecek ve bu hırpalanmış dünya sonsuzluğa kadar sürecek bir rahatlamayla soluk alacak. Kuşlar Eyfel Kulesi'nde yuva yapacak, aslanlar Cape Town sokaklarında özgürce dolaşacak, New York City sular altında kalacak. Büyük balıklar küçük balıklara, büyük balık rüyaları görmelerini söyleyecek, çünkü Times Meydanı bomboş ve çok geniş, eğer burada hakim olan akıntıya karşı yüzebilirlerse, istedikleri her yere yüzebilirler.''

Kara Kule serisini okuma serüvenim ise iki sene önce oldu. Bir türlü cesaret edemediğim bu başyapıt denilebilecek seri hakkında bilgi sahibi olmama rağmen bir türlü elim gitmiyordu. 
Şimdi baktığımda, Stephen King'in kütüphanemde büyük yer kapladığını fark ediyorum. Dört raf tamamen onun kitaplarına ait. Kimi kitapları sahaftan, kimisi orta okul yıllarımdan, kimisi de henüz yeni alınmış kitaplar. Bir dönem sıklıkla kütüphaneden kitap okuduğum için, bazı kitaplarını okumuş olsam da kütüphanemde yer almıyorlar. Aslında, çoğu da güncel olarak satışta olmayan kitaplar. Sahaflarda denk geldikçe, uçuk fiyatlarını görüyorum ve kalbime öküz oturuyor.

Altın Kitaplar, Stephen King'in Türkiye'deki yayın haklarına sahip. (Yayın mı yayım mı demeliydim? Bilemedim!) Aslında, Altın Kitaplar ile sevgi-nefet ilişkisi içinde olduğumu fark ettim. Eski basımlarda her zaman yazım yanlışı olur, bu artık kabul edilebilir bir durum. Ancak Stephen King'in kitaplarını parçalara bölüp, bir kitaptan üç farklı kitap bastıkları da malum. Şimdi o kurnazlığı-saygısızlığı yapmıyorlar şükür. Ancak kafamı kurcalayan şeylerden biri de özellikle çeviri konusu. Her zaman bir ''acaba'' sorusu kafamda dolanıyor. Özellikle en çok okuduğum yabancı yazar Stephen King olunca, çeviri konusu büyük önem taşıyor. Altın Kitaplar sağolsun, eski basımlı piyasada olmayan King kitaplarını yeniden basmaya başladı. Bu bir zamandır süren bir durum. Mesela geçenlerde uzun süredir ulaşamadığımız ''Hayatı Emen Karanlık'' kitabını bastılar. Nasıl müthiş değil mi! Henüz kitabı almadım, dolayısı ile çeviri/yazım yanlışları konusunda diyecek bir şeyim yok. Tekrar basılacak olan ''Yazma Sanatı'' ise şu an çeviri aşamasındaymış.( Bunu yayın evine soru sorulabilen bir forumda okumuştum.) Daha önceden basılan bir kitap yeniden neden çevrilir ki? Hatırladığım kadarıyla çeviride sıkıntı yoktu. Bu ne demek? O kitabı da bölüp, parçalayıp, bazı kısımlarını makasladılar mı demek? Bilemiyorum. Ama bu ''acaba'' hep aklımda.

Tekrar basılan kitaplarla ilgili yine aynı forumda insanların çeviriden çok şikayet ettiğini okumuştum. Dediğim gibi, henüz yeni basımları inceleme fırsatım olmadı, diyecek sözüm yoktur hakime hanım!
Bu nefret ilişkisinin yanında, sevgi noktaları da var tabii. Mesela ''Kim Bulduysa Onundur'' kitabında sonlara doğru bazı sayfaların boş olduğunu fark etmiştim. Nasıl hayal kırıklığı, siz tahmin edin. En heyecanlı yerine gelmişsiniz ve elinizde olmadan mola yapmak zorundasınız. Hemen Altın Kitaplar'a mail gönderdim. Açıkçası, kitabı uzun zaman önce online bir kitapçıdan almıştım. Bana geri dönüş yapacaklarına dair bile ümidim yoktu. Ve süprizz! On dakika içinde cevap yazıp, adresimi istediler, kitabın yenisini göndereceklerini söylediler. Dört gün sonra kitap adrese teslim edilmişti, her hangi bir ödeme de yapmamıştım. 

''Sen ne zırvalıyorsun, penis donanımlı pis sürüngen?'' diye bağırdı Stephanie. ''Her yanı aynı boktan maddeyle kaplanmış iki kız torunum var, komadalar ve sen bunun bir dişi histerisi olduğunu mu sanıyorsun?

Nasıl uzun bir giriş oldu değil mi! Huh! Ama hoş görün, daha önce Stephen ile ilgili blogta hiç yazmamıştım. Genel fikirlerimi ve onunla nasıl tanıştığımızı anlatmam gerekiyordu. Gelelim Uyuyan Güzeller'e. (Hele şüküüür!)

Efendim bendeki ikinci baskı temmuz 2018. Kitap, Türkiye'de haziranda piyasaya sürülmüştü. Ben kendisini 2018'in son aylarında alabildim. Kitap tam (yazarın notu dahil) 752 sayfa. King okuyucuları için bu gayet normal karşılanabilen bir durum. Sizi ilk sayfada uzun bir karakterler listesi karşılıyor. Tam 71 karakter. (Evet, az önce saydım ki!) ''Mahşer'' ve ''Kubbenin Altında'' kitapları da fazlaca karakter barındırmasıyla ünlüdür. Ancak, baba ve oğul King, Uyuyan Güzeller'de çıtayı oldukça yükseltmişler. Ancak karakter çokluğu gözünüzü korkutmasın. Hikayeye oldukça güzel şekilde dağıtılmışlar. Arada bir dönüp baştaki listeden de yardım alabilirsiniz. Ben, ders çalışır gibi, not tutarak okudum kitabı. Evet, yanımda bir defter, her karakteri aklımda kalan özellikleriyle yazdım. Aynı yöntemi ''Mahşer'' ve ''Kubbenin Altında'' için de uygulamıştım.


Kitap hakkında bir blog haricinde doyurucu bilgiye ulaşamamıştım. Kitap bloğu diye geçinip, yayın evlerinden kitaplar gönderilen bloglar yalnızca tanıtım metnini ve bir kaç alıntıyı paylaşmışlar. Ve tabii bazılarının hakkını yememek lazım. Bir satır kadar da kendi yorumlarını yazmışlar; '' ben çok beğendim, tavsiye ederim!!'' tarzında. Eh, ne diyelim. Uzuuun blog yazıları pek tutmuyorsa demek!

''Ağaç hayal ürünü olsa bile, o ışıldayan el ve ayak izleri X Files dizisine konu olabilir.'' 

Efendim, Uyuyan Güzeller King dili ve edebiyatına alışkın olmayanlara oldukça sıkıcı gelecektir. Yıllardır Stephen King okuduğum halde, ben bile yer yer sıkıldım, ne yalan söyleyeyim. Bu kalınlıkta bir kitabı bir haftada rahatça bitirebilirken tam  19 günde ancak bitirdim. Yuh bana yuh!


''Gerçek orada bir yerlerde, diye düşündü. Belki de bunu öğrenemeyecek kadar bitkin değilimdir.'' 

Daha sonraları ''aurora virüsü'' adı verilecek bu salgın, dünya çapında etkili olur. Yalnızca kadınları etkileyen bu virüs, kadınlar uyurken aktifleşir. Koza benzeri bir madde ile önce yüzleri sonra da tüm vücutları kaplanır. Kozayı yırtıp, onları uyandırmaya çalışan erkekler ise çok kötü sonuçlarla karşılaşırlar. Tüm dişileri etkileyen bu virüs, dünyada kaosa yol açar.
Konu nasıl da muhteşem değil mi? Uyuyan kadınlar, uyudukları yerde uyanırlar. Ancak uyandıkları bir ikiz dünyadan ibarettir. Günler yıllar hızıyla geçmektedir. Aslında, bu kozaya sarılma konusu bana biraz ''Kubbenin Altında'' kitabını anımsattı. Ayrıca, uyandıkları bu yeni dünyadaki bazı halleri bana fena halde ''Kara Kule'' serisini anımsattı. Canım nasıl Kara Kule okumak istedi, anlatamam!

'' Evie arka koltukta alçak sesle söyleniyordu. ''Annelerinin umrunda olur. Karılarının. Kızlarının. Silahlar sustuktan sonra savaş meydanlarını kim temizler sanıyorsunuz?

Kadınların olmadığı dünyada, erkekleri sardı bir panik. Kimi kadın düşmanları, gruplar halinde kadınları yakmaya başladılar. Kimileri de karılarının yanında intihar ettiler. 
Konumuz tabii ki küçük bir kasabada geçiyor! Kasabamızın ismi Dooling.
Kasabanın şerifi bir kadın. Aynı zamanda kasabada nüfusu oldukça kalabalık bir kadınlar hapishanesi bulunuyor. Hapishanedeki psikiyatri doktoru ise şerifimizin kocası. 


''O adamlar ve onlar gibi olan bütün adamlar. Toprak onlardan nefret ediyordu, ama o katil vücutlarının gübre özelliğine de bayılmıyor değildi.

Dünyada aurora virüsünün yayılmaya başladığı ilk gün kasabaya gizemli bir kadın gelir. Evie. Ayrıca, farelerle konuşmak gibi bir yeteneği olan Evie'nin ismi özellikle seçilmiş olsa gerek. Evie, Eva, Havva. 
Diğer kadınlar gibi uyuduğunda yüzünde koza çıkmayan, doğa üstü bir yaratık olan Evie şeytan mı melek mi? Kadın formunda olması, kadın olduğu anlamına gelir mi? Neden Dooling kasabasını seçti? Sorular sorular! ( Bazı soruların cevabını bulamayacaksınız ne yazık ki.)
Açıkçası ben kitapta iki şeyden çok hoşlandım. Yer yer erkek düşmanlığına kadar varan kadın küfürlerinden ve hapishanedeki fare kolonisinin başı olan dişi fareden!

''Bunları bütün erkekler için söyleyemezdi ama erkeklerin çoğu böyleydi işte, çünkü bu içgüdüleriyle doğuyorlardı. Penisleri gibi. Bir erkeğin evi onun kalesidir, diye bir deyiş vardı ve o XY kromozomuna kazınmış inanca göre her erkek bir kraldı ve her kadın da ona hizmet etmekle yükümlüydü.''

Baba ve oğul King, bu kitapta bütün sosyal problemlere değinmişler neredeyse. Bu Stephen King'in tarzına oldukça uzak bir yaklaşım. Oğul King'in etkileri oldukça yüksek olsa gerek.
Erkek övücüsü toplum, kadına şiddet, siyahilere uygulanan ölüme varan hak ihlalleri, sapkın tarikatlar, kadın düşmanı sapık erkekler, bireysel silahlanma, ergenlik döneminde zorbalık, Facebook ve sosyal platformlardaki yalan haberler(kirli bilgiler). Bunlar kitapta geçen konulardan sadece şu an aklıma gelenleri.

'' Ama onları geri dönmeye çeken en önemli şey oğullarıydı. Yeni dünyada sıfırdan başlamak bu kadınlar için kıymetli oğullarına ebediyen veda etmek anlamına geliyordu. Bu da Evie'nin yüreğini parçaladı. Erkek evlatlar, başka erkek evlatları öldürürlerdi. Erkek evlatlar tabancalarını başka erkek evlatların bulabileceği yerde bırakır, onların kazayla kendi kendilerini veya kız kardeşlerini vurmalarına neden olurlardı. Erkek evlatlar ormanları yakarlar, Çevre Koruma denetçileri gider gitmez toprağa zararlı kimyasal atıklar dökerlerdi. Erkek evlatlar doğum günlerinde aramazlardı. Erkek evlatlar paylaşmaktan hoşlanmazlardı. Erkek evlatlar çocukları döver, sevgililerini boğarlardı. Erkek evlatlar kızlardan daha büyük olduklarını anladıktan sonra bunu hiçbir zaman unutmazlardı. Erkek evlatlar kendi oğullarına ve kızlarına nasıl bir dünya bıraktıklarını umursamazlardı, ama yöneticilik için aday olduklarında buna çok önem verdiklerini söylerlerdi.'' 

Açıkçası, yer yer beni çok sıkan bir kitap oldu. Sanıyorum en zor okuduğum Stephen King kitabı Uyuyan Güzeller oldu. 

Gece Saçlı Kız

4 yorum:

  1. stephen king soy isimi gibi korku ve gerilim edebiyatının kralı ve onu geçebilecek kimse yakın gelecekte görünmüyor çok üretken bir yazar ama kara kule bence zirvesidir ve yanılmıyorsam ilk eserlerinden biridir analiziniz için teşekkürler bu aralar sapiens hayvanlardan tanrılara isimli kitabı bitirdim okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim insanın kısa bir tarihinin anlatıldığı bu kitapla tüm hayvanlardan ürken kaçan insanın yavaş yavaş nasıl tüm gezegeni istila ettiği ve hatta kendi ırkına bile (kadın zenci çocuk)nasıl hüküm kurduğunu anlatıyor.Kitap yorumlarınızı bekliyoruz sevgilerle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,

      Stephen King için kitap fabrikası da derler ya, sürekli yazan, üreten bir insan. Bence de soyadıyla müsemma.

      Kara Kule, gerçekten müthiştir. Tabii sonuyla ilgili King'e her ne kadar kızmış, sinirlenmiş olsam da seriyi seviyorum. Sonuçta ''ka bir tekerlek gibidir''.

      Yorumlarınız için de ben teşekkür ederim. Evet, Sapiens'i okudum. Hatta blogta alıntıları paylaştığım iki yazı da bulunmakta. Okumak isterseniz;

      https://www.esintilerveanlar.com/2017/05/hayvanlardan-tanrlara-sapiens-alntlar-1.html

      https://www.esintilerveanlar.com/2017/06/hayvanlardan-tanrlara-sapiens-alntlar-2.html

      Geçtiğimiz yıl da aynı yazardan Homo Deus'u okudum, ancak bloğa yazmadım.

      Sevgiler...

      Gece Saçlı Kız

      Sil
  2. Selamlar, ben de birkaç gün önce bitirdim kitabı. Aynı zorlanma bende de oldu. Okurken bazı kısımların çabuk geçildiği izlenimine kapılmıştım, özellikle diğer tarafa geçişte Lila’nın neler hissettiğini doğru düzgün anlamadık, neredeyse şaşırdığını bile anlamadık haliyle biz de şaşırmadık. Yıllar yıllar önce okusam da Jack’in Tılsım’da diyara geçişinin detaylarının güzelliği aklımda kalmış. Ama kitabın sonundaki yazarın notu duruma açıklık getirdi. King, romanın çok daha uzun versiyonunu okuyan birilerine teşekkür ediyor. Belki de o detayları yıllar sonra “uncut” versiyonda okuyacak insanlar. Mahşer’in uzun versiyonunu okudum, bir daha da okuyacağım ama Uyuyan Güzeller’i almayayım bir daha :)

    YanıtlaSil
  3. Merhaba,

    Evet, Lila konusunda dediklerinize katılıyorum. Sanki kadın böyle bir şeylerin olmasını beklermiş, sanki ezelden beri mücadeleciymiş de her şeye hazırlıklıymış, böyle bir felakete karşı çok hafif gibiydi tepkileri. Kocası ile olan ilişkisi de açıkçası hoşuma gitmedi. Sevgi miydi? Mecburiyet değildi belki ama ne bileyim, alışkanlık gibiydi aralarındaki ilişki. Kocasına güvenmemesi de bir eksi nokta. Kendisini aldattığı, başka bir kadından çocuğu olduğunu düşündüğü noktalarda elindeki kanıtlar nedense bana pek yeterli değilmiş gibi geldi.

    Yazarın notu konusunda, aman Allah'ım! Yıllar sonra kesilmemiş, sansürlenmemiş bir Uyuyan Güzeller daha mı? Kesinlikle okumam.

    Ben Mahşer'in kısa versiyonunu okumamıştım. Uzun versiyonunu okudum. Kesinlikle Uyuyan Güzeller, Mahşer ile yarışamaz. Aynı kalitede bile değiller.

    Sevgiler...

    Gece Saçlı Kız

    YanıtlaSil