13 Temmuz 2018 Cuma

Cemal Süreya'ya Mektuplar/Ahmed Arif



Vay kurban! O nasıl bir kitaptı öyle! Gözlerimin numarasının değişmesinden ve bir hayli ilerlemesinden sonra, yeni kararlar aldım. Ne yazık ki ilk önemli karar kitapları yavaş okumak, yalayıp yutmamak şeklindeydi. Yavaşlaya yavaşlaya, kendimi frenleye frenleye ancak iki geceye yayabildim. İkinci gece zevkle önceki sayfalara dönüp bazı yerleri bir daha okudum. Sonra okumaya devam ettim ve birden bitiverdi. Eh, bu zalimlik ama! 

 İnanın, bu kitabı elinize aldığınız an, son sayfaya hızla varacaksınız. Öyle tadı damakta kalan, öyle içten...



Yeni çıkan kitapları incelerken, Ahmed Arif'ten Cemal Süreya'a yazılan mektupların kitap haline geldiğini görünce çok heyecanlandım. Oysa Cemal Süreya ile Ahmed Arif'in bu kadar yakın olduklarını bilmiyordum. Ne büyük eksiklik, ne büyük kayıp! 

Ahmed Arif'i bugüne kadar şiir kitabı ile tanımıştım.Yiğit yürekliliğini şiirlerinden öğrenmiş, onu çok sevmiştim. Sonra Leyla Erbil'e yazdığı mektuplar yayımlandı. Aman Allah'ım, şiirlerindeki o büyü mektuplarından akıp geldi, gönlüme girdi. 
Cemal Süreya'ya yazdığı mektuplarda ise Ahmed Arif'in biraz daha günlük hayatına, yani hayatının sürgün sonrası zamanına tanık oluyoruz. Bir dosta yazmanın verdiği rahatlık ve içtenlikle, bazı satırlarda küfürlere de rastlıyoruz. Mektuplarda en sık kullandığı küfür dal taşak! Benim de sıkça kullandığım bir küfür olmasından mı bilmem, biraz daha kanım kaynadı Ahmed Arif'e!

Aslında, mektupların kitap olarak yayınlanması noktasında, içimde iki fikir çarpışıyor. Ancak sonunda meraklı okuyucu yönüm galip geliyor ve kitabı alıveriyorum. Bir nefeste okuyup bitiriyorum. İki insanın, iki dostun hatta belki iki sevgilinin arasında geçen konuları, haberleşmelerini başka insanlar neden merak eder ki? Ne gerek var yani? Ama kendimi alıkoyamıyorum. Sanki gizlice odasına girmiş, çekmecelerini karıştırırken buluyorum kendimi. Mektupları bir solukta okuyor, üçüncü bir kişinin o doymak bilmez merakı ile hayatlarına ortak oluyor, yetmiyor bir de kendimce yorumlar, çıkarımlar yapıyorum. Bu öyle gizli kapaklı bir iş ki. Sanki ilk defa dokunmaması gerektiği yerlerine dokunurken, hem de defalarca tembih edilmişken yakalanan bir genç gibi hem utanıyor, hem de kendimi bu hazdan alıkoyamıyorum. Hem korkuyor, hem de yakalanmak pahasına da olsa o sayfaları okuyor, içime sindiriyorum. Mektup kitaplarını okurken böyle karmaşık, böyle kendimle savaş içinde oluyorum işte. Kah yanaklarım kızarıyor, kah bir dostmuşçasına, o satırlar bana yazılmışçasına seviniyorum. 

Kitapta yalnızca Ahmed Arif'in Cemal Süreya'ya yazdığı mektupları görüyoruz. Ne yazık ki Cemal Süreya'nın cevapları yer almıyor. Arif'in oğlu Filinta'nın bir röpörtajında, babasının sürekli kafasına şiir yazdığını okumuştum. Fikirlerini son dönemde kağıda dökmezmiş. Belki gelen mektupları da yok etmesi bundandır. Kahpelerin eline geçmesin diye belki...Belki dört yanı puşt zulası olduğu için...

Ahmed Arif hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Mektuplar öylesine içten, öylesine güzel bir dille yazılmış ki. Ahmed Arif bu mektuplarda, yüreğini açmış Cemal Süreya'ya. Dostuna sunmuş neyi var neyi yoksa. Öylesine güzel, öylesine dupduru...

Ve mutluyum, o şiirleri yazan adamı doğru tanıdığıma. Şerefi ile yaşayan o civan mert adamı biraz daha tanımış olduğuma .


Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder