3 Ağustos 2018 Cuma

Bir Çöküşün Öyküsü/ Stefan Zweig Üzerine



Sanıyorum okduktan sonra fikirlerimi yazmak konusunda en çok zorlandığım yazar Stefan Zweig. Bir çöküşün öyküsü kitabını okuyalı sanıyorum bir ayı geçiyor. Başka Zweig kitaplarıyla birlikte masamın üzerinde bekliyordu. Sonunda onları kütüphanedeki yerlerine kaldırdım ve en uzun süredir bekleyen Bir Çöküşün Öyküsü hakkında yazmak için buraya geldim. 




Aslında bu böyle çabuk da olmadı, efendim önce evi şöyle bir turladım. Kitabı hatırlamak için aldım evirdim çevirdim. Kokladım, el değmemiş kitap gibi kokmasa da kokusunu içime çektim. Sonra baktım çamaşırlar kurumuş onları topladım. Yetmedi bir de katlayıp yerine yerleştirdim, ne yani yatağın üzerine öylece bırakacak mıydım? Bugün iyilik perim yıllık izine çıktı canım! Ev hanımlığına tam az devam! Sonracığımına ütülenecek gömlekleri ayırdım, mutfağı bir turladım. Dişlerimi fırçalamak geldi aklıma, gittim bir de banyoyu tavaf ettim. Öyle sıcak, öyle sıcak ki... Daha bir kaç hafta önce nasıl memleketmiş yaz gelmedi diye yakınıyordum değil mi? Efendim yaz gelsin gelsin de bizim gibi kendini suya atamayanlar için birazcık yavaş gelsin! İlk yaz gibi gelsin. Tatlı bir esinti olsun. Güneş yakmasın. Kuşlar güneşten kaçıp ormanlara saklanmasın. Toprak hep taze sulanmış gibi koksun! Hayaller hayaller! Çok uğraştım yani gelip de yazı yazmamak için. Sonra kütüphane odasına gittim, baktım odada nefes alınacak gibi değil, geldim salonda her zamanki koltuğuma tünedim. Oturdum yazmaya başladım. Evet, bu girişi öylesine uzun tuttum ki ben bile kendimden sıkıldım!

Öncelikle Stefan Zweig isminin okunuşu ile başlamak istiyorum. Bu kulaklar ne tuhaf şeyler duydu kitapçılara gide gele bir bilseniz. Şimdi, Almanca aslı gibi okumak istiyorsanız Stefan ismindeki S harfini Ş, Zweig soyadındaki Z harfini de S olarak okuyacaksınız. Yani Ştefan Sweig. Aman efendim ne zormuş bu Almanca. Bu Almanlarda akıl mı yokmuş? Neden S harfi birden Ş'ye dönüşmüş? Ya Z harfine ne demeli? Bunlar benim de kafamı kurcalamakla birlikte, şu an şu sıcakta pek de sikimde olmayan konular. Ben buraya okunuşunu bırakayım, eğer isterseniz aslı gibi okuyun, isterseniz şu uzun cümleleri virgülle bölen adam deyin! İstanbul, Ankara, İzmir çok hojdur ama bene ne! Bene ne! Atın beni denizlereeeee, yandım Allah yandım yandırma beniiii! Bu ne sıcak be!


XV.Louis döneminde, sarayda sözü geçen, hanım sultanlardan hallice bir egoya sahip olan, bir eli yağda, öbür eli balda, erkeklerin bini bir para yaşayan Madame de Prie hikayemizin baş kahramanı. Günün birinde herkes gibi o da iktidarını ve gücünü kaybeder. Güç artık onun yanında değildir (burda bir Star Wars müziği alıyoruz efenim!) Altın çağını yaşadığı, altın gibi Paris'ten gelir, düşe düşe Normandiya'daki eski şatosuna düşer. Eee, ne oldum değil ne olacağım diyeceksin. Tabi bizimki bunları düşünür mü. Hemen hazırlıklara başlasa da içi kan ağlıyordur. Haşmetlileri dönüşüne ne zaman izin verecektir? Bir kaç güne mi acaba?


Madame de Prie, güçten düşmüş depresyon içinde koyulur yolculuğa. O koca evde tüm ışıkları yakar geceleri, yalnız kalmamak için. Artık geceleri ışıkların aydınlattığı kalabalık salonlarda değildir. Artık aynalar ona gücünün verdiği ihtişamından değil, karanlıktan, yalnızlıktan ve ölümden bahseder. 

Bir zaman sonra, aklına oldukça iyi bir fikir gelir. Bu fikri uygulamak için öncelikle eski şatafatlı yaşamına ve o müthiş partilerine geri dönmelidir. Evinde artık para su gibi akıyor, bir dönem yüzüne bakmayan insanlar biraz şaşkınlık, ancak daha çok eğlenme amacıyla bu eski gücü yerinde olmayan kadına geliyorlardı. Tabii eski gücü olmadığından erkekler ona artık iltifat edecek gözle dahi bakmıyor, Madame de Prie çabalayıp duruyordu.

Sahte kahkahalar, çevreye saçılan paralar ve yapayalnız bir kadın. Işıklı, kalabalık partiler ve eski gücüne kavuşmak isteyen, hırslı bir kadın. Hırs, korku, insanın içine ezecek derecede sığ ve çiğ bir kadın...Zweig'in satırlarını okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız...


Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder