14 Eylül 2018 Cuma

Kedi ve Ölüm/ Erhan Bener Üzerine



 Durgun bakışları kımıldamadı bir zaman takıldıkları köşeden. '' Ne işleri var acaba ? '' diye düşünmeye çalışıyordu tembel tembel. Böyle, günün en sıcak saatinde, kentin en uzak bu köşesinde, koşa koşa gelip itile kakıla isimsiz bir kalabalığın içinde düğümlenip kalmanın, sonra soluk bile almadan saatlerce bekleyip, yeniden kentin en uzak bir köşesine doğru telaş içinde ve yuvarlana yuvarlana uzaklaşmanın ne anlamı vardı ?



Kedi ve Ölüm kitabıyla sahafta karşılaştığımda, sayfalarını karıştırmadan ve arka kapağına bile bakmadan aldığım nadir kitaplardan biriydi. İç sayfasına yazdığım tarihe göre kendisini Ocak 2018 tarihinde almışım. Ancak şimdi sıra geldi ve iki gece önce kitabı bitirdim. Aslında bitirdiğim kitapların üzerinden en az bir hafta geçmeden buraya gelip anlatmıyorum. Ancak kitaplıktaki yerine kaldırırken, içimden bugün onun hakkında konuşmak geldi.

Gülünç bir şeydi bu aslında. Belki de yaşlanmak denilen şey, insanın yıllarca önce döktüğü gözyaşı dolu dakikaları hatırlarken bir çeşit utangaçlık duymasından başka bir şey değildi. Bütün hayatı bir sözün, bir bakışın ucunda saymak, bir tek göz, bir çift söz uğrunda -bütün ışığı, rengi, doyulmaz lezzeti ile- yaşamayı bir anda değersiz bulacak kadar pekyürekli olabilmek, ancak gençliğe vergi bir aptallık değil miydi? Ama ne kadar da tatlıydı o gözyaşları? O iç ezikliği ne güzeldi? Bir daha yaşayabilir miydi insan o buruk, o kendine özgü, dolu dolu mutluluğu? Gençliğe geri dönmek mümkün olabilir miydi?

 Zahit, şimdiki zamanda bizim ismi olan tek karakterimiz. Zaman zaman karısı ve oğluyla karşılaşsak da isimlerini bilmiyoruz. Geçmiş günlere yelken açtığımızdaysa, Zahit'in yurt dışında olduğu zamanlarda tanıdığı insanların isimlerini öğreniyoruz. Her şeyi Zahit'in gözünden görüyor, yaşıyor, yorumluyoruz. Başlarda ana karakterimiz ile ilgili fikirler kafamda oluşmamıştı ne yalan söyleyeyim, şu an bile oturmamış yerler var kafamda. Zahit, fazlaca sevmediğim, hatta acıyamadığım bir karakter oldu. Belki de sokaktaki insana oldukça fazla benzediği için ufak ufak ondan haz etmemeye başladım. 
Sokaktaki insanın gel gitlerine, yumuşak karınlarına öylesine sahip ki...

Ama şimdi bütün bunlar geride kalmıştı. Oyunun sonu yaklaşmıştı. Laçka olmuş pencere camları takırdıyordu. Karşıdan gelen araba, bir ışık seli halinde yanlarından kayıp geçti. İnsan bir kere savaşmaktan kaçmaya başladı mı, sonu ne kadar çabuk geliyordu? Üstelik savaştan kaçan, daha doğrusu, kimse için düşman olamayacak kimseleri toplum da seviyor, besliyor, alkışlıyordu.

Kedi ve Ölüm, 1961 yılında yazılmış olmasına rağmen günümüz toplumu ile benzer noktaları oldukça iyi yakalayabiliyor. Buna üzülmeli mi sevinmeli mi bilemedim! Günlük yaşamın koşuşturması içindeki İstanbul görüntüsü, her bir sayfada gözlermin önünden geçti. Denizden gelen o tatlı esinti, saçlarımın arasında gezindi. 

İşte, havanın bütün sıcaklığına rağmen, gene de kalabalık vardı İstiklal Caddesi'nde. Burdaki insanlarla Köprü'nün üstünden vapurlara koşuşturduklarını seyrettiği insanlar arasında ne fark vardı? Hem de bütün ikizler dahil, yeryüzünde birbirinin tıpatıp eşi iki insan bulunmadığı halde! Hem birbirine umulmadık noktalarda şaşılacak kadar benzeyen, hem alışılmayacak kadar farklı yaratılmış milyarlarca kişiyi barındırıyordu bu yeryüzü, yaşayanları ve ölenleriyle.

Ortalara geldiğimizde, ölüm sancıları ve sanrıları kendini göstermeye başlıyor. Ve ortaya bir kedi çıkıveriyor. Ölümü hatırlatan o cazibesi ve korkutucu derecede sinsiliği ile. 
Üç aylık ömrünün kaldığını öğrenen Zahit, günlerini korku, umut, hayaller ve acılarla geçiriyor. Bazen, karakterin gözünden gördüğümüz her şeyin -tüm o sokaklarda dolaşmalar filan- hayaller olduğunu düşündüm. Zaten sonlara doğru da yalnızca ölümün kucağındaki sanrıları okuduğumu fark ettim.

Hiç de oyuna benzemiyordu bu. Gidiş yolu açılmıştı. Ölecekti. Yok olup, toprak olup gidecekti. Zevklermiş, alışkanlıklarmış, üzüntüler, sevinçlermiş, bunların hepsi bir düş, geçici bir takım avuntular, oyalanmalar... Böyle düşünmek günahtı, farkındaydı ama biliyordu bir yandan, dünya ancak onunla vardı. Ondan sonra, o olmadan, fakat başkaları için varolmaya devam edecekti.

Çarpıcı ve bir o kadar ve etkileyici. Bir haber beklediğim günlerde okuduğumdan olsa gerek, içim karardı. Yer yer korktum. Sancılandım...Sağlam bir kafayla ve mümkünse iyi haberlerin yolunu gözlemediğiniz zamanlarda okumanızı tavsiye ederim...


Gece Saçlı Kız

1 yorum:

  1. insan içindeki ebediyet duygu ile ardında kalıcı eserler bırakmak ister. Böylece ölümü öldürdüğünü de düşünür. Ölümün niteliği veya niceliği nedir bilmiyorum ama ebediyet duygusu ile üretgen insanları seviyorum. Kedisi ve hatta kendisi ölse bile ...

    YanıtlaSil