24 Ağustos 2018 Cuma

Gurbette Bayram


 Saat 22:59. Ben bir başka memleketteyim. Yarın bayram. Bayram heyecanından filan değil, fazlaca düşünmekten uyuyamıyorum. Hava alışılmadık bir biçimde sıcak. Su yeşili yastık kılıfımın üzeri boynumdan akan terle ıslanmış, yer yer dökülmüş saçlarımla süslenmiş. Karnımda bir sıcak su torbası, sadece nefes alıp verirken hareket ediyorum. İşte gurbette bir arife akşamı.


 Bir arpa boyu uzamak için koşa koşa gidilen banyolar yok. Haşlanmış asma yapraklarını açmaktan, buruş buruş olmuş parmak uçları da öyle. Ben önceden de arife geceleri uyuyamazdım. O zamanlar tatlı bir ağrı olurdu karnımın orta yerinde. Henüz yeni uykuya dalmış olurdum ki halamın sesiyle uyanır, fırlardım yataktan. 

Üç kaşık mısır gevreğini kaseye boşaltıyorum. Azıcık da süt döküyorum üzerine. İşte çağımızın mükemmel kahvaltısı! Yemek kaşığını isteksizce daldırıyorum içine. Dışarıda kuş cıvıltılarından başka tek bir ses yok. Tek lanet bir ses! Bugün nedense kuşlara da  kızgınım. Bugün tüm dünyaya, en çok da kendime kızgınım. Kırgınım. Huysuzluğum üstümde. Bardaktaki sallama çay çoktan soğumuş. Çağımızın müthiş buluşlarından biri daha işte! Boş gözlerle bakıyorum, soğumuş çaydan arta kalanlara. Bir kanepenin üzerinde yalnız ve acıkmamış, oturuyorum. Mısır gevreği öylece duruyor, anlamsız. Ben öylece duruyorum, anlamsız.

Kendi küçük kalabalığımızla oturuyoruz masaya. Toplum, buna çekirdek aile diyor. Bayram namazından dönerken, sıcacık ekmak almış babamla amcam. Halam, bayram kahvaltısını hazırlamış. Her bayramda onlarda toplanırız. Bu bayramı da es geçmemişiz. 
Ben yine yemiyorum yumurtamı, mızıklanıyorum. Annem hepimizden daha uykulu. Öğlen kabristana gitmek üzere sözleşiyoruz.

Her yalnız bayramda olduğu gibi fotoğraflar yığılmış önümde. Neden hepsi bu kadar hüzünlü? Koltuğun örtüsü kaymış, yere değiyor, anlamsız. Bağdaş kurup oturmuş, her birini ezberlediğim fotoğraflara tekrar bakıyorum. Sanki ilk defa görmüşçesine, ilgiyle. Henüz fark edemediğim, farklı bir şeyler, henüz göremediğim ayrıntılar arıyorum. Bizim bayram sofrasında hiç fotoğrafımız yok, her bayram fark ettiğim bu gerçeği, bir kez daha anımsıyorum. Mutfağa götürmeye üşendiğim tepsi içi dolu, duruyor sehpanın bir köşesinde. Bu evde ilk yalnız bayramım, anlamsız. Dünya üzerinde, elini öpecek bir babam yok. Tam beş yıldır yok. Bir arife günüydü, cenazesine yetişemedim. Uzakları, yakın edemedim. Dünya üzerinde, sarılıp kucaklaşacağım insanlar bir uçak mesafesinde. Mesafeler, anlamsız...
Hatıralar, anlamsız. Bayramlar, anlamsız. Bu satırları yazdığım pembe mürekkep, en çok da o anlamsız.

Bayramlıklarımı almaya gitmişiz. Bir yanımda annem, diğerinde babam. Dönüşte bir pilav üstü döner, yanına da kola. Aman soğuk olmasın, dokunuyor sonra çocuğa. 
Tabağım yine doğru dürüst yenmemiş döner ve pilavla dolu. Yanımızdaki sandalyenin üzerinde, torbalar içinde bayramlıklarım duruyor. O tatlı ağrı yine karnımda. 

Sağ şakağımdan ok gibi saplanan inatçı baş ağrısı. Sıcak su torbası hala karnımda. Gurbette bir bayram sabahı. Sıcak su torbası, anlamsız. Karşıdaki bahçede çimleri biçen adam, anlamsız. Şu an, anlamsız. 

Babamla çocukluk anılarını anlatmaya başlıyor halam, bacak bacak üstüne atmış. Sağ elinde sigarası, gözleri uzaklara dalmış. Annem bir sigara daha yakıyor. Sandalyesini çekip kenara, küllüğü önüne alıyor. Bu mutfak hep aydınlık olmuştur, sırtına vuran güneşten kaçıyor. Tabağımda baklava var, karnımda kelebekler...


Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder