1 Nisan 2018 Pazar

Neresi Memleket? Neresi Gurbet?


Bu her zaman kanayan bir yara ile birlikte yaşamak gibi. Dışarıdan bakınca asla görünmeyen ama tek bir damarmışçasına tüm vücumda nabız gibi atan bir yara. Bu, yabancı bir memlekette geçirilen yedi yılın kısa bir özetidir. Bu,yedi yılın bana öğrettikleri,benden aldıklarının hikayesidir...




İstanbul kimine gurbet,kimine memleket. Peki benim memleketim neresi? Yılda iki kez gördüğüm doğup büyüdüğüm İstanbul şehri mi? Yoksa tam yedi yıldır havasını soluduğum bu ülke mi? Hani hep derler ya,doğduğun yer değil doyduğun yerdir diye. Ben bu memlekette doyduğumdan mı kalıyorum? Yoksa doymuyor muyum? Yüreğim hep bir şeylere aç. Sokaklarda bir tanıdık yüzü görmeye,bir sıcak dost sarılmasına. Yaz gecelerinde ailece balkonda yapılan sohbetlerde,buz gibi karpuzu ısırmaya...Şimdi bana bu ülkede doyduğumu kim söyleyebilir ki? Dışarıda bir fırtınadır sürüp gidiyor. Oysa nisanın henüz ilk günü bugün. Rüzgar önüne geleni kamçılıyor,yağmur kurşunmuşçasına iniyor pencerelere. Arada bir rüzgarın o derin çığlıkları gelmese kulağıma, ben yine hayallerimden kopamayacağım. Perdeleri çek,ne yağmuru görsün gözüm ne ışığı. Ben bu odada perdeleri çektim mi, denizleri görürüm. Ben bu odada perdeleri çektim mi gönlümün şehrindeymişim gibi oluveririm. Tüm sevdiklerim yanımda, hatta kaybettiklerim bile hayattadır. Fotoğraf çerçevelerinden bana mutlulukla gülümserler. Gözlerimde yaş olmaz. Ben bu odada perdeleri çektim mi, gönlümdeki memleketi kurarım...

Her bavul neşeyle hazırlanır bu evde. Elimden gelse,herşeyi yüklenip gitsem derim. Belki de yılın en neşeli zamanlarıdır onlar. Hayal etmekten artık yorgun düşen kalbim de biraz dinlenir,biraz olsun nefeslenir. Tek tek seçerim,özenle yerleştiririm bavula girecekleri. Bu memleketten o memlekete kendimden bir kaç parça götürmek isterim. Bu hep böyle olur. Oradan buraya gelirken hep sevdiklerimden bir kaç parça getiririm. Kimi zaman eski bir dantel parçası olur,kimi zaman güzel geçirilmiş bir günün hatırası. Bu memlekette en bol olan şey zamandır benim için. Ne bir dost yüzü,ne bir kardeş sesi. Anılar kafamda dönüp durur. Her anı,her rengi hatırlamak isterim. Böylece başa sarıp sarıp o günleri,kafamın içinde tekrar ve tekrar yaşarım. Bilmezler,yalnızlık tek kişilik değildir. Bilmezler,yalnızlık bu memlekette bayram kahvaltılarını özlemektir. Pencerelerden sızan kızartma kokularını duyduğun yaz akşamlarını hayal etmektir. Birlikte edilen kahvaltıları düşünüp,burnunun direği sızlarken yulaf ezmesini kaşıklamaktır.


Kalbimin üzerinde bir el var. Kapkaranlık. Simsiyeh bir el. Bastıkça basıyor,kalbimi durdurmaya çalışıyor. İşte ben o anlarda anılara sığınıyorum. Hayatta olmayanlarla yaşanan anılara,henüz ben doğmadan bu dünyadan gitmiş insanların anılarına...Ben bu odada perdeleri çektim mi,güneş açar...Bu memleketin soğuk havası birden ısınıverir...Onlarca yaşanmışlık,onlarca anı karşımda belirir...
En çok da ölümü düşünürüm. Sinsi sinsi sızar perdelerin arasından,beynimi ele geçirir. O karanlığını,anılarıma da bulaştırmaktır niyeti. Müsade etmem çünkü bu memlekette en zor şey güneşin doğmasıdır. Kimi zamanlar haftalarca güneş yüzü göremezsiniz. Ama güneş bir doğdu mu...Tüm karanlıkları alt eder. Unutturur. Sanki ömür boyunca güneş içinde yüzmüş gibi mutlu eder insanı. Sanki daha dün karanlıkmış gibi gelmez hiç,hep aydınlık,hep güneşlidir hava.

Bundan tam yedi yıl önceydi...Henüz on dokuz yaşında bir kız. İki bavul,yanındaki adamın elini sımsıkı tutuyor. Çünkü biliyor ki o adam kızın ailesinden biri artık. Eğer o eli kaybederse,bu soğuk memlekette hep üşüyecektir. 

Tam yedi yıl,kaybedilen tam altmış beş yıllık bir hayat. Karanlık kuyular,kafadan geçen onlarca ölüm düşüncesi. Yok,hiç birinde kendi ölümü yok,hepsinde sevdikleri ölüyor. Bu dünyada yapayalnız kalıyor. Sonra ağlama krizleri,baş ağrıları...
Tam yedi yıl,o pazar kahvaltıları. Para ile kırılmaya çalışan inatlar. Doğru bildiklerini unutturmaya çalışan insanlar. Oysa,bu dünyada en önemli şeyin sevgi,en önemli şeyin aile,en önemli şeyin şeref olduğu öğretilmiş ona. Şimdi nasıl siz yalancısınız demesin? Şimdi kendisini nasıl bir kaç renkli kağıda satsın? Dışarıda esen rüzgar evin içinde sanki. Kat kat çoraplar,sofrada makarna yemeği. Bir aile istemenin cezası bu muydu? Nasıl olsa düşünecek bol bol zamanı var. Bunları da düşünür. Herkesten uzak geçirilen yıllar. Değer miydi? Şimdi olsa yine aynısını tercih eder miydi? Yaşananlar yaşandı, herşey olması gerektiği gibiydi! Yine olsa,yine kapılarda beklemeye,inat etmeye devam ederdi.

Oysa koca koca insanlardı karşısındakiler. Belki de onun geçtiği yolları ikinci kez geçiyorlardı. Sebebi neydi ki? Bu kinin sebebi neydi? Bunu hiç bir zaman tam olarak anlayamadı,çünkü hiç bir zaman ruhunu onlar gibi satmamıştı!




Bazı geceler rüyalarımda hangi evde,hangi ülkede olduğumu karıştırıyorum. Bir bakıyorsun bu evdeki odam İstanbul'daymış,bir bakıyorsun İstanbul buradaymış. Rüyalar güzel olmasına güzel,ama uyanması zor. İnsan hiç uyanmak istemiyor. İnsan gerçekleri hiç kabullenmek istemiyor. 
Şimdi bu memleketin başka bir şehrinde,başka bir evindeyim. Sokaklar değişti,insanlar değişti. Ancak benim sokaklarım da insanlarım da hep aynı kaldı. Bazen hala sokakta sesleri duymuyorum,kendi istediğim sesler geliyor kulağıma. Hiç olmayan martıların sesleri yahut o hiç olmayan karmaşık trafiğin homurtusu gibi. İstanbul,öyle bir memleket ki insanın içine işliyor. Bu asla kopamadığın bir bağımlılık gibi. Kilometerelerce uzakta olsan dahi gelip buluyor,sarıyor bedenini. O karmaşa teslim alıyor seni. Teslim oluyorum İstanbul, rahat bırak artık beni!
İstanbul,bir mücevher. Lakin, kanalizasyona düşmüş gibi. Kararmış,kokuşmuş...İstanbul,içinde sevdiklerimle kalbimde yaşayan bir memleket gibi. Hele güneş doğarken çık da bak,tüm şehir uyurken. Henüz rimellerini sürmeden,allığını boyanmadan gör İstanbul'u. İnsan bu kadar hırpalanmış,bu kadar harabe bir şehir görebilir mi? Bir şehir bu kadar insana kucak açabilir mi? Bir şehir nasıl bu kadar yorgun olabilir? Denizin üzerinde yükseldiğinde güneş,İstanbul nasıl bu kadar parlayabilir ki? 

Oralara alışabildin mi? Suyundan içtim,ekmeğini yedim. Havasını soludum bu memleketin. Acısını çektim,gözyaşlarımı akıttım. Benim de anılarım var burada. Benim de gözyaşlarım karıştı şehrin acılar kervanına. Ben de güldüm,ben de umutlandım. Bu memlektte,benim de payım var artık. Dedim ya neresi memleket neresi gurbet bana,karıştırır oldum artık. Bir yanda tüm imkansızlıklar,sıfırdan hayata başlamış iki genç durur karşımda. Senin gelgitlerin için mi çektik bunca sıkıntıyı? Bu yüzden mi kalktık buralara geldik? Elini vicdanına koy da söyle,bizi nasıl bırakıp gidersin? diyorlar.


Bir yanda aile,dost sıcaklığı durur. Haydi kalk gel demeye dilleri varmaz,her kavuşmada ağlarlar. Her ayrılıkta ağlarlar. Bilirim,her kavuşmanın sonunu onlar da benim kadar iyi bilir. Ben giden olurum,onlar kalan. Buna da şükür deyip boyun eğerler,onların da önünde bir hayat savaşı bekler...

Beni en çok o havaalanları üzer. Gecenin bir yarısı uçaktan indiğinde seni orada bekleyen birinin olmadığını bilmek. Onun artık toprağın altında,belki kemiklerinin bile kalmadığını bilmek. Oysa bekleme salonu saat fark etmeksizin tıklık tıklım dolu olur. O kavuşmalar,sarılmalar ağırıma gider. Oturup oracıkta ağlamak isterim. Yalnız başına yapılan uçak yolculuklarından nefret ederim. Hele bir kız çocuğu yanımda baba diye ağlasın,içimde ne olduğunu bilmediğim,anlamlandıramadığım duygular kıpraşır. Nefret mi? Öfke mi? Kime karşı? Neden? Bir kız sarılır babasına,karnıma bıçak saplar sanki birileri...

Oyuncak bebekler toplarım,kolleksiyon yaptığımı sanırlar. Bilmezler,içim kalabalıklara hasret.Bilmezler,kavuşmalara gün sayarım. Hani o evin kapısında bekleyen yüzler var ya...Kelebekler uçar kalbimin üzerinde. Yılların özlemini,yoklukları,ümitsizlikleri görürüm gözlerinde. Sanki bu kavuşma ile tüm dertler bitecek,geçmiş acılar silinecekmiş gibidirbu umut,onların gözlerinde. 

Bir yanda yeni yeni tanımaya başladığım bir kadın. Yirmi altı yaşına girmek üzere. Sevdiklerine dünyanın en naif insanı olurken,diğerlerine taş kesiliyor. Elinde bavulu ve yanında tek bir kitabı bulunan o kız korkarak bakıyor bu kadına. Onun taş kesmiş kalbinden,yaşatmak istediği acılardan korkuyor. O en büyük acıları yaşamış çünkü. Koca bir dünyada,ailesiz kalmış. Aile anılar ve telefon görüşmeleriymiş sadece. Yapma etme diyor. Kadınsa kararlı. Onlar da bize aynı şeyleri yaşatmadı mı diyor. Onlar bize acıdı mı? Zalimin hapishanesinde kaldık diye,bize zulüm edildi diye ne zaman zalime benzemeye başladık biz? Ne zaman onun gibi düşünür,onun gibi plan kurar olduk? Ah,sen benzeme zalimlere. Temiz kal ne olur! 
Bir bok çukurunda temiz kalmak mümkün mü? İstediğin yere kaç. Yine arar bulurlar seni. Üzerine pisliğin kokusu sinmiş çünkü. Ne kadar yıkansan çıkmaz! Ne kadar temizlesen temizlenmez!

Oysa hafızama güvenirdim ben. Ne zaman unutmaya başladım? Ne zaman içimdeki ateş söndü? Söndü mü? Ben onlara benzedim diye mi söndü? İçimde her yaşın bir kadını, her memleketin bir hikayesi var. Bunca sesi,bunca hikayeyi ne yapacağım ben? Herşey uçup gidecek mi? Söz uçarsa yazı kalmaz mı? Öyleyse,tüm sesleri hikayelere dönüştürmeli. Belki o zaman onlara benzemekten kurtulurum. Belki o zaman o, on dokuzundaki kıza da mahçup olmadan yaşar giderim.


Ben Zeynep,öğrendim ki insanlar yalnızca parayı tanrı bilirmiş.


Ben Zeynep,öğrendim ki ailen sığınacak tek limanınmış.


Ben Zeynep,öğrendim ki her evin içinde bir hikaye,her hikayede kötüler varmış. Ve bu kötüler hep kuzu postuna sarınırmış.


Ben Zeynep,anladım ki memleketsiz kalmak,ölümden de zormuş.


Ben Zeynep,anladım ki doğrular er geç ortaya çıkarmış. Sen tarih önünde haklı çıksan da onlar karşına geçip en tatlı gülümsemeleriyle hiç bir şeyden haberleri yokmuş gibi sırıtırmış!


Unutma Zeynep!


Bu günlerini unutma!


Sana yaşatılanları unutma!


İçinde, felç bırakılan duyguları unutma!


Unutursan kahrol,unutursan yan!


Unutma Zeynep,


aileni unutma.


Unutma Zeynep,bugünlerini unutma!



Ben Zeynep, öğrendim ki benim memleketim, tüm sevdiklerimin bir arada olduğu ve hepsinin kalbimde yaşadığı yermiş. Ve nereye gidersem gideyim,kendimden başka gidecek yerim yokmuş. Hiç olmamış.


Anladım ki aile olmadan memleket, memleket olmadan umut olmazmış...



Gece Saçlı Kız


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder