28 Şubat 2018 Çarşamba

Benim Hüzünlü Orospularım/Gabriel Garcia Marquez Üzerine




Bu memlekette güneş ne arar? Yolunu mu kaybetmiş? Kaybolduğu bu sokaklarda,ne bulur? Dışarısı -14 derece. Bu güneşe aldırma! Bu da bir kandırmaca! Bıraktım,kış güneşine kendimi. Bıraktım,aldatsın bahara hasret yüreğimi. Geldim, bugün burada Benim Hüzünlü Orospularım'dan bahsedeyim dedim.


Marquez,benim bugüne kadar tanışmadığım bir yazardı. Demek zamanı şimdi gelmiş. Tanıştık. Kış rüzgarlarında sarsıldık. Don tuttu yollarımız,kaygan zeminlerde ayakta kalmaya çalıştık. Söylemek zorundayım ki kitap değer yargılarınızı kökünden sarsacak. Bakmayın ince olduğuna,içinizde depremler yaratacak. Kitabı ilk elime geçirdiğimde ( kargo pakedini özenle ve heyecanla açtıktan hemen sonra ) annem o neymiş öyle dedi! Eyvah,isimden bir sıfır geride başladık iyi mi. Ehem,anneciğim işte şöyle böyle bak arka kapağını okuyayım sana dedim ve sıçtığımı bir güzel sıvadım. Annemden gelen cevap ise bulaşıkları yıkamak için dönen sırt ve kalkmış tek kaş oldu!


Doktor,merhamet yüklü bir ifadeyle gülümsedi. ''Görüyorum ki siz bir filozofsunuz'' dedi. Yaşımı ilk kez yaşlılıkla ilintili olarak düşünüyordum,ama bunu unutmakta gecikmemiştim. Her Allah'ın günü bedenimde yıllar geçtikçe yeri ve biçimi değişen başka bir ağrıyla uyanmaya alışmıştım. Bu ağrı bazen ölümün pençesini andırıyor,ertesi gün uçup gidiyordu. O dönemlerde, yaşlılığın ilk belirtisinin insanın babasına benzemeye başlaması olduğunu duymuştum. Ezeli ve ebedi gençliğe mahkum edilmiş olsam gerek,diye düşünmüştüm o zaman,çünkü at gibi uzun profilim ne babamın kaba saba Karayipli suratına, ne de annemin soylu Romalı yüzüne benzeyebilirdi. İşin doğrusu,ilk değişiklikler o kadar ağır gerçekleşiyor ki,insan farkına bile varmıyor ve içinden kendisini her zaman olduğu gibi görüyor, oysa başkaları o değişiklikleri dışarıdan fark ediyorlar.

Oldukça akıcı bir üsluba sahip Marquez'in diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Benim bu yazarla tanıştıran Şüheda'ma da teşekkürü bir borç bilirim efendim. Sanırım kitap okumanın en güzel yanlarından birisi de bu. Ölümünden yıllar geçmiş dahi olsa,birisiyle henüz yeni tanışabiliyorsun. Bu da okuyucu-yazar arasındaki en güzel iletişim şekli bence. Belki de gerçek olan tek iletişim şekli. Sosyal medya,imza günleri...Artık iletişim o kadar kolay ki...Belki bir şeyler özel kalmalı istiyorumdur. Sevdiğim bir yazarı sosyal medyadan değil de, kitaplarından takip etmeyi, aramızdaki o iki kişilik iletişimi daha çok seviyorum. Ve tercih ediyorum. Bir şeyler gizemli ve özel kalsın istiyorum.

Peki,kitaba geri dönelim. Romanımızın kahramanı, neden bu kadar içine kapanık? İlerleyen sayfalarda bunun yaşına bağlı olmadığını da görüyoruz. Gençliğinden beri,görünüşünden çekindiği kendini güzel bulmadığı ortada. Peki toplumdaki herkes mi güzel? Herkesin mi eli yüzü düzgün ? Kendini perdelemek niye? Bir yuva kurup,torun seveceği yaşta neden hüzünlü orospuların peşine düşüyor bu adam? Bütün bir hayat,yalnızca para karşılığı yaşanmış hazlar...Bu bile isteye mahkumiyet neden?
Belki de böyle olacağı hiç aklına gelmemişti. Yani,yaşlanmak. Hangimizin aklından geçiyor ki? Toplumda kabul görmüş şeyleri yaşamak zorunda mıyız? Herkes mi torunlara karışmalı? Peki yalnız olduğu için mi sapkındı? Sapkın olduğu için mi yalnızdı? Doksanıncı yaş gününde,kendisine vermek istediği hediye,onu nerelere sürükleyecekti?

Hani her yaşta,her kitap farklı etki eder ya insana...Öyle işte...Ömür olursa,ellilerde bir daha ve atmışlarda bir daha okunası kitaplardan...


Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder