13 Eylül 2017 Çarşamba

Bazı Erken Kalkanlar,Bazen Sabahlar

Bazı sabahlar erken kalkasım tutar. Tüm dünya damarlarımda akar,beni bu canlılıkla yorar da yorar. Bu yüzden sabahları erken kalkmam ben. Erken kalkan hep yorulur,erken kalkan hep uykusuz. Erken kalkan hep özlem dolu.



Uykuları severim. Sanki şu dünyada yaşadığımın iki katını uyumuşumdur. Olsun,bıraksanız yine uyurum. Rüyalar güzel. Rüyalar huzurlu. 
Bu sabah da öyle olacak sandım. Oysa hiç bir farkı yoktu diğer sabahlardan. Altı buçuk gibi bastıran bir çişle uyandım. Kimse bu saatte işemek istemez ki. Hem banyonun mermerleri de buz gibidir şimdi. El yordamı tutuşlarla buldum yolumu,bir oda bir salon evimde. Ee,çişimizi de fıydırdık ne olacak şimdi ? Tumba yataaaak ! Yok efendim yok. Uyku kaçıp gitmiş bir kere. Çişim bana ihanet edip sabahın karanlığında gelmiş,gözlerim de durur mu hiç onlar da fal taşı gibi olmuşlar işte. Dön soluna,çek yorganı kafana. Zaten hava sonbaharın o soğuk karanlığında. Yok,mümkünatı yok! Bu diz ağrısı da nereden çıktı şimdi ? Of! Tamam ulan kalkıyorum! En küçüğünden en büyüğüne organlarımda bir isyan,bir kalkışma seziyorum. 

Kalktım. Şimdi ne olacak? Bu saatte kahvaltı mı? Peh! Midemden bir isyan gurultusu! Tamam ulan! Sana da tamam! Tepsi içinde karper peynir. Ben çocukken bu isimle anılan,üçgen peynirlerden işte. Oldu olacak biraz da tereyağı tam da çocukluğumdaki gibi. Kızarmış ekmek,yarım domates ve hıyar. Çay demlemeye üşendim,ama özellikle gittim şeffaf bir cam bardak seçtim.
Güneşi karşılamak istedim. Sonbahar sabahı güneşi kim kaybetmiş ki ben bulayım bu memlekette ? Gri gölgeler arasından geçip,çocukluğuma gittim. 

Günler sıkıntılı. Geceler uzun. Geceler çocukluğumla dolu. Neden bilmem,hiç hatırlamadığım kadar çok hatırlıyorum şu sıralar çocukluğumu. Aygaz ocağında kızartılmış ekmeğin kokusu. Çayın hakkının verildiği,çay kaşıklı,çıngırtılı kahvaltılar. Zeytin bulamadım idare edin,üzeri zeytin yağlı kekikli siyah zeytine uzanan çatallar. Sonbahar da olsa hep güneşle dolu o mutfak. Bir kadın,bir adam ve bir karamuk kız çocuğu. Hayata dair henüz oluşmamış umutlar. Siyah beyaz fotoğraflarda donup kalmış gülümseyen suratlar. Çoğu dünyadan göçmüş,artık sadece bizim anılarımızda çınlayan kahkahalar. Tanımadığım suratlar. Üzerime eğilen hemşireler. Hastane yemekleri. Özel hastanenin sevimli doktorları. Üzerime titreyen bir kadın,bir adam. Bir anne,bir baba. Kafamı açmaya çalışıyorum,sallama çayıma el atıyorum. Soğumuş zaten,olsun bir koca yudum alıyorum. Pamuklara sarılmış bir kız çocuğu. Pencere arkası çiçeği. Yağmuru izliyor. Camdaki buharlara şekiller çiziyor. Sobada çıtırdayan odunlar. Sabahları gazete kokusu. Sonra patates kızartması. Henüz demlenmemiş çayın o çiğ kokusu. Oda ısıtılmadan,soba tutuşturulmadan yataktan kaldırılmayan bir kız çocuğu. Alaturka tuvalette ilk kaka yapma çabaları.

Üzerimde bir battaniye. Bir eski kitap elimde. Öyle saçma,öyle sıradan. Çocukluğumdaki kitaplardan. Artık basılmıyormuş. Ben çocukken o küçük ev göz göz,oda oda bir şatoymuşçasına büyük. Ben çocukken kızarmış ekmeğe sürülen tereyağın çıkardığı ses. Ben çocukken de böyle ağlardım,huysuzlanırdım. Ben çocukken masallar,soba yanı leğende yıkanmalar.

Hava aydınlandı işte. Gözlerimde uykunun tatlı dokunuşları. Beş dakika daha anne ya ! 

Gece Saçlı Kız 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder