31 Temmuz 2017 Pazartesi

Bir Kalem Hakkında Bir Ömür Hakkında

Aylak cumartesilerden biriydi. Çeşitli festivallerden dolayı bir süredir kapalı olan panayır alanı,o hafta bit pazarı için ayrılacaktı. Ben Türkiye'de yaşarken bit pazarına hiç gitmemiştim. Ancak burada gelenekmiş,insanlar alır çoluğunu çocuğunu bit pazarına gidermiş. Tüketim dünyasına karşı olanlar,vintage parçalar düşürmek isteyenler,belki işe yarar bir şeyler bulurumcular herkes orada. Bu işe başka gözle bakanlar da olur. Bazı yabancılar ne işim var elin çeriyle çöpüyle kafasındadır hala. Oysa olay bambaşka. Dedim ya herkes farklı bir amaç için gider oraya. Yaşlısından gencine,hırdavatından kıyafetine,ne işe yaradığını anlamadığım birbirinden farklı boyda kablolarından eski oyuncaklara kadar ne ararsanız bulursunuz orada.



Bense aylaklık olsun diye giderim oraya.Hem de üzerinize afiyet o eski oyuncak bebeklere hastayım da! Kim bilir hangi çocuklar oynadı onlarla. Kim bilir hangi paralarla biriktirilip alındı. Kaç çocuk büyüttüler de kendileri öylece kalakaldılar başkasının tasarladığı bedenlerinin içinde. Kaç mevsim,kaç umut,kaç savaş gördü o bebekler? Her biri gözlerini dikmiş bana bakıyor şimdi. Bu hafta onlara bir kardeş getirmedim,biraz sitemli gözbebekleri.

Saat sabahın sekizi,toparlamakta güçlük çekiyorum sözleri. Bu belki bir hikaye gibi olacaktı,belki azıcık masal. Şimdi,işler iyice karıştı gitti.

Büyük bir şehirde yaşamadığımdan,bit pazarı da küçük oluyor haliyle. Anlatırlar,büyük şehrin pazarı da büyük olurmuş. Eh,biz geldik küçük şehirden ne bilelim avrupanın büyük şehirlerini. İstanbul'da kalabalık mı görmüş bu gözler!

Ne zaman bit pazarına gitsem çocukluğumun o kalabalık,o görkemli kalabalıkları gelir aklıma. Her çocuk için görkemli midir kalabalıklar? Görkemli fakat korkutucu. Korkutucu fakat içine çeken,hapis eden. 
Anlayacağınız güne mutluluk gözlüklerimi takarak başlamıştım. Dağıtıp yok eden,kendi hırsları için ne bulursa tüketen et yığınları yahut bok torbaları değildi gördüklerim. Gördüklerim insandı işte. Umut dolu,sevgi dolu. İnsana dair ne varsa,güzeldi o gün bana.

Eski olan ne varsa güzeldir. Bu mutluluk gözlüklerimi taksam da takmasam da böyledir. 

Annemin çeyizleri,halamın göz nuru dantelleri,anneannemden kalan örtü...Her bir motif bir ömür,her bir motif bir emek demek. Ben nasıl kıyar da atarım onları çöpe. Nasıl bir köşede sararmasına göz yumarım ?
Bu yüzden evim dantel doludur. Bit pazarındaki yaşlı teyzelerden de gördükçe alırım eski örtüleri. Kim bilir hangi genç kızın hayalleriydi bunlar. Oturur kalkar hayal ederim. Bulaşık yıkarken,yemek yaparken,balkonda aylak aylak otururken. Hep düşlerim,düşlerimde hiç doğmamış kadınların hayallerini seyrederim.

Şimdilerde kalmadı eskiye değer veren. Evlerde bir kaç eski kalmışsa da hepsi düşmüş ya bit pazarına ya da karanlık çöp torbalarına. Bazen üzülüyorum bit pazarında eskilerle karşılaştıkça. Bu garip bir duygu,hem üzülüyor hem mutlu oluyorum. Mutluluk gibi de değil aslında. Onları orada kutuların içinde görmek.Öyle yıkılmış hayaller gibi darmadağın,dokunuyor insana.Onlarca anıyı,onlarca yaşamı içime almak ağır gelmiyor mu hiç ? Bilmem,belki bazen. İçimdeki kadınlar çoğalıyor. İçimdeki çocuklar çoğalıyor. Taşıyorum kendimden.

Şimdilerde kalmadı eskiye değer veren. Zaten her bir şey de birbirinin aynı. Evler aynı.Masalar,sandalyeler.Hayaller ulan hayaller aynı! Her şeyimizi elimizden aldılar. Aynı fabrikadan çıkmış hayaller kaldı elimizde. Anlayacağınız seri üretimin defolu mallarıydı bize kalan sosyete pazarlarında.

Eski kokulu salonlar kurun kendinize. Danteller süslesin raflarınızı,varsın Ikea'dan olmayıversin sehpalarınız. Nenenizden kalan mendillere silin burnunuzu. Ne olur yani,birazcık sevin eskiyi. 


Az bir bozukluğum kalmıştı. Bir koca ansiklopedi almıştım kendime ki benden bir yaş büyüktü kendisi,sonsuz saygım vardı. Güneş tepemde,mutluluk gözlüklerim gözümde. Çıkışa doğru bir kutuyu karıştırasım tuttu. Bir notluk buldum kendime. Hani eskiden not defterlerinin takıldığı notluklar oldurdu. Sert zemini sayesinde istediğiniz yerde not alabilirdiniz. Kapaklıydı. Ortasında bir tükenmez kalemi bile vardı. Eskiden genellikle eşantiyon olarak dağıtılırdı. Elli cent verip benimle birlikte onu da eve dönüş yoluna soktum.

Evde notluğu bir güzel temizledim. Üzeri suni deri kaplı,kahverengi güzelce bir şeydi. Evirip çevirdim,uygun defter aradım buldum da. 

Ha bunun bir de kalemi vardı değil mi dur bakayım bir şuna. 
Bir kalem! Bir kalem alıp götürdü beni daha doğmadığım yıllara. 

Bu kalem henüz doğmadığım yıllar. 
Bu kalem babamın elleri. 
Bu kalem bir ömür. 
Bu kalem sabahın beşinde yollara düşmek. 
Bu kalem benim çocukluğum. 
Başımı okşayan nasırlı el.
Bu kalem benim gençliğim. 
Bu kalem benim yarı ömrüm...

Bir kalem,bazen sadece bir kalem değildir.
Peki neydi bu kadar ilginç olan?

Kalemin üzerinde ''Nordmende''yazıyordu!
Babamın çalıştığı ilk fabrika!
Şef olduğu için sendikacılardan uzak duran,ama gizliden gizliye onlara destek olan babam.
Annemle aynı fabrikada çalışıp önce onu işten kovan,sonra bir bakışına meftun olan babam.
Babasının ölümünden sonra ailesinin tüm yükünü sırtlayan,
Bana insanlığı,doğruluğa dair ne varsa öğreten o sevgi dolu adam.

Baba kelimesini en çok hak eden,
mirası şerefi olan adam

babam.


Hatıralarını ilk günkü gibi canlı anlatırken dinlediğim o fabrikanın adı işte!

''Nordmende''.

Yıllar sonra!

Yollar sonra!

Bir bit pazarında,gelip beni buluyor.

Bir kalem,bazen sadece bir kalem değildir.

Ölüm yıldönümüne altı gün kala,babamın anılarıdır bir kalem.





Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder