19 Temmuz 2017 Çarşamba

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu/Stefan Zweig Üzerine


Şu sıralar biraz tuhaf hissediyorum. Hani sütyenin kopçasını hep yanlış yere takmak gibi bir his bu. Deniyorum,deniyorum ama olmuyor. O kopça hep yanlış yere denk geliyor. Tam olarak öyle işte...

Durum bu olunca,içimden kitap okumak dışında hiç bir şey yapmak gelmiyor. Yağmur da yağsa,güneş de açsa,umutsuz da olsam,mutlu da olsam...Kitap okumak şimdi ve her zaman! (Tamam,tamam GOT yeni bölüm izlendi. Now and always efendim!)

Ne muhabbet ne muhabbet. Sütyen kopçasından girip,yabancı diziden çıkmak. İlginç doğrusu! 

Bu yazki Türkiye ziyaretinden tabii ki bavulum boş dönmedim. Bir bavul tamamen kitaplara ayrılmıştı. Sanıyorum kışa kadar bu kitaplar beni idare eder. Ayrıca destek kuvvet olarak bolca dergiye de yer verildi!
Stefan Zweig,Türkiye'de son dönemde oldukça popüler bir isim oldu. Kör talihli,romantik,toplumsal sorunlara oldukça sık değinen,ilginç bir havası olan bir adam. Sanıyorum bu popülerlikte Türkiye İş Bankası yayınlarının payı büyük. Daha önceden ilgi görmemiş baskılarını yenilemiş ve iyi bir reklam kuşağı ile ilgi çekmeyi başarmışlar. Kitaplar oldukça kısa. Kapakları da günümüz okuyucu kitlesinin ilgisini çekecek nitelikte. Eh,daha ne olsun. 
Popüler kitaplara allerjim malum. Bünyede mide bulantısı ve kaşıntıya sebep oluyorlar. Bu yüzden Stefan Zweig kitaplarını bir süre görmezden geldim. Ne zaman ki instagramda daha az rast gelmeye başladım,hemen alınacak kitaplar listeme bu yeni ismi ekledim. 


İstiklal caddesine benzeyen bir yerde dolaşıyordum. Bu sanki bir hayalin içinde dolaşmak gibiydi. Bazı köşeler,bazı dükkanlar tanıdık geliyordu. Sanki bir yerden hatırlayacak gibi oluyordum bu sokağı. Uzun,cıvıl cıvıl renkli bir sokak... Havası bilindik. Kokusu bilindik. Bu sanki eskiden tanıdığım birini,yıllar sonra değişmiş olarak bulmak gibiydi. Karşımdaki aynı İstiklal değilmiş ama bir bakışı,bir sözü çok tanıdıkmış gibi...Korkulu bir düşten uyanır gibi çıktım o dükkanlardan. Elimde bir kaç kitap,kalbimde ince bir sızı...

Ne yazık,bir sokak daha eksildi hatıralarımızdan...Ömrümüzden...


Dönelim Stefan Zweig'a.Herkesin konuştuğu üzere,kendisi ikinci dünya savaşının verdiği bunalmışlıktan ve Hitler'in eline geçmekten korkutuğundan,bu dünyadan 
ümidi kesmiş ve karısı ile birlikte intihar etmiş. Ne üzücü,ne trajik bir son. Dünyanın sonuna doğduğunu zanneden bir kişi daha. Yıllar sonra 2017 temmuzundan merhaba Stefan! Bizler kayıp nesiliz.Dünyanın sonuna doğduk! Ve korkuyoruz! Merhaba! 

Zweig'ın Almanca aslından çevirilmiş bu kitaplarında çeviri resmen akıyor. Bu yazarın dili kullanmasıyla ilgili de olabilir tabii. Ancak Almanca kitap okumuş bir Türkçe konuşan olarak diyorum ki Almanca kitaplar sıkıcı! Çok sıkıcı!

Bu yüzden ben Almanca olarak değil anadilimde okumayı tercih ettm. 
Tek sıkıntı çok fazla virgül olması. Ki ben bunu da Almanca'ya bağladım. Yine belirtmek istiyorum,bu yazarın tarzı da olabilir. Şu ana kadar iki kitabını okudum ve ikisinde de durum aynıydı.(Kahrolsun Almanca gibi bir şey oldu bu da!) 

Uzun uzun cümlelerin sonu bir türlü gelmiyor. Hep virgülle devam ediyor. Bazen ulan ne diyordu bu diye dikkatim dağıldı. Ta en başa dönüp okumaya başladım. Kabul,benim de kafam pek yerinde sayılmazdı. Ancak bu parça parça virgülle bölünmek de benim dikkatimi iyice dağıttı.

Tabii bu kitabın akıcılığını örselemiyor. Okurken zevk aldığım,kendimi kaptırdığım kitaplardan biriydi.









Bu yalnızca seven bir kadının mektubu değil,aynı zamanda yalnızlığın,çocuk sevmelerin,ergen sevmelerin mektubu. Toplumsal çıkarımlara da yer verilmiş. 


Stefan Zweig,bir kadının sevmelerini o kadar doğru ve o kadar içten anlatmış ki...Ona hayran olmamak elde değil.


( Daha önceki yazılarım için : Kitap Kokusu Köşesi )


Gece Saçlı Kız




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder