3 Mayıs 2017 Çarşamba

Anayurt Oteli-Yusuf Atılgan Üzerine







'' Yeryüzünde canlı kalmanın birbakıma suç işlemeden olmayacağını bilmeyen,kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor,utanıyordu. ''




  Anayurt Oteli üzerine konuşmak bile bu kadar zorken,sen nasıl yazabildin bu kitabı? O tekinsiz oteli,o tekinsiz adamı nasıl yarattın? 

 Anayurt Oteli'ni okumayı neden bu kadar erteledim bilmiyorum. Aylak Adam'dan sonra elim bir türlü uzanmadı bu kitaba. Okuduktan sonra hissettiğim ilk şey boğazımdaki yumruydu. Kitap üzerine yazmayı da haftalarca erteledim. Dün gece rüyamda yine Zebercet'in gözlerini görünce,artık yazmam gerektiğini anladım. Belki bu sayede kafamın içindeki Zebercet peşimi bırakabilir. Kitaplar hakkındaki düşüncelerimi yazmak benim için her zaman sıkıntılı oldu. En çok da yazarların hakkını yemekten korktum. Yarattıkları karakterlere kızıp,kurguya kırılıp onları da kırmaktan korktum. Bu yüzden hep biraz çekingen,hep biraz tutuk oldu yazdıklarım. Anayurt Oteli'nde ise durum farklı olacak. Bu sefer gerçekten işi batırabilirim. Bu yüzden,şimdiden affola.

Aylak Adam'ı yazan başka bir Yusuf Atılgan. Anayurt Oteli'ni yazan başka bir Yusuf Atılgan. Eğer Aylak Adam'daki üslubu ve kurguyu hayal ediyorsanız,Anayurt Oteli sizi derinden sarsacak. Hayallerinizi kıracak. Tekinsiz bir adamla birbirine göbekten bağlı karanlık bir Otel'in hikayesini öğrenmeyi halen istiyorsanız,uzatın ellerinizi ve alın.

Belki de kitabı bu kadar çekici kılan gerçekliği. Çünkü sayfaları çevirirken biliyorsunuz ki Zebercet var. Birbirinin aynı günleri yaşarken,tekdüzelik denizinde sakince salınan bir sandalın içinde yaşayan,nefes alıp veren bir Zebercet var ve orada bir yerlerde yaşayıp gidiyor. Ellerim titriyor klavyenin tuşlarına basarken,dilim damağım kuruyor. Kalbim hızla çarpmıyor ama ritmi beni korkutacak kadar yavaşlıyor. Hepimizin içinde olan şeyler bunlar. Yani insan olarak biz vahşiyiz! Dünya üzerinde ilk var olduğumuz günden beri içimizde taşıyoruz bu isteği. Öldürmek. Bizler,modern dünyanın homo sapiensleri halen dişlerimizi geçirecek kanlı avlar arıyoruz kendimize.
Her şey yolunda gibiydi aslında. Tüm gerçeklik,gecikmeli Ankara treni ile gelen kadın nedeniyle çöktü. Belki içindekileri bastırabiliyordu Zebercet de bizim gibi. O kadın, belki de bardağa eklenen son damla oldu.

Takıntılı,saplantıları olan bir adam Zebercet. Yusuf Atılgan'ın kitaplarında,karakterlerin ne kadar derine inebileceğini asla tahmin edemiyorsunuz. 
Hikayeyi bazen Zebercet'in gözünden bazense bir anlatıcının gözünden görüyoruz. 
Bir adam ve bir mekan ancak bu kadar özleşleşebilirdi. Otel,Zebercet'in bedeninde nefes alıyor,Zebercet ise Otelin eskimiş zemininde ezilip un ufak oluyordu.


Yolcular,hastalar,gelenler,gidenler...Hepsi gelip geçer Anayurt Oteli'nden. Otel hep oradadır,misafirlerini bekler. İçinde sırlarıyla,kokuşmuşluğuyla. Zebercet hep oradadır,diş ağrısı gibi. Dokunulduğunda hissedilir...


'' Afrika'da bir köye mi
öyle sanıyorum
çok ağırsınız inin karnımdan lütfen
evet gidiyorum kaçmam gerek siz
ben kaçamam bağlıyım burada ölülerle konağa. ''

Anayurt Oteli'ni bitirdiğim gece,aklımda iki şey kalmıştı. Kestaneler ve ayaklarını yıkayan Zebercet...



Yusuf Atılgan Aylak Adam Üzerine

Kitap Kokusu Köşesi



Gece Saçlı Kız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder