25 Şubat 2015 Çarşamba

Kış Ortasında Dönüş Yolculuğu/Bir Uzun Yol/Yolculuk Hikayesi

Bu seyahatlerin en sevmediğim yönü geri dönmek sanırım.Buyurun geri dönüş hikayemize..

İki bavul,iki sırt çantası çıktık yine yollara.Bu sefer içimde heyecandan çok bir bıkkınlık vardı açıkçası.Dönüş yolculukları hep böyledir işte hüzünlü,kırgın...
Kendimi oyalamak için yazacak bir şeyler aramaya koyuldum.Çevredeki insanları gözlemlemeye başladım.Taksi yolculuğundan iş çıkmadı,adam bazen hız limitini aştı o kadar.Hava alanına vardığımızda dışarıya kadar taşan sırayı görünce dedim ki tamam.Macera başlıyor!

İki koca garabet bavulu cihazın üzerine çıkarttıktan sonra sıra montlara ve sırt çantalarına geldi.Polisin önce ayakkabımı ardından da kenardaki iskemleyi göstermesi arasındaki bağlantıyı önce çözemesem de oraya doğru yürüdüm.Kar botu diye tabir ettiğimiz üniversitede öğretim görevlisi orta yaşlı insan ayakkabılarımı çıkartmaya başladım usul usul.İçimden de çeşitli küfürler geçiriyordum.Kan ter içinde bavulların ve sırt çantalarının indirilmesine yardımcı oldum.Tam da o sırada sırt çantamda saat olup olmadığını sordu görevli beyefendi!İtina ile garabet sırt çantamı masanın üzerine tekrar yerleştirdim,saati çıkartıp gösterdim.Söylediği tek söz "tamam" oldu.Sadece tamam!!Tamam tabi!Tabi tamam!Ne olacaktı ki!
Bavulları vereceğimiz yere doğru ilerledik.Oradaki sıra da almış başını gidiyordu.Bavulları verirken Türk Almancası ile konuşan görevli kızdan da da azarımızı işittik .Gazımızı aldı yani,rahatladık!Sırada ne var diye merakla pasaport kontrolüne gittik.Ödül peynirini bulma ümidi ile labirentin içinde ilerlerken şansımıza çıka çıka pasaport polisi çıktı!Tabi,bir kez daha azarlanmak için can atıyoruz,deliriyoruz!Pasaport polisi tek tek gelmemiz gerektiğini söyleyip bir güzel kalayını çektikten sonra kameraya bakmak sureti ile güzelcene fişlendik!Sonracığıma efendim bir kez daha aranmak üzere ilerledik.Kan ter içerisinde,can hıraş indir kaldır olaylarını yaptıktan sonra o parkuru da tamamlamış olduk.

Uçağın kalkmasına daha zaman var,sıcaktan patlamışım,dilim damağım kurumuş.Otomatlardan içecek alalım dedik,demez olaydık.Bir kutu kolaya 4.50 TL vermiş olmanın verdiği ferahlıkla bir banka iliştik.Uçağa bineceğimiz salona alındığımıza bir kez daha pasaport,bilet ve çanta kontrolüne tabi tutulduk!Bu sefer ufak not kağıdı gibi bir cismi hem üzerimize hem çantamıza hem de avuç içlerimize sürdüler.O kağıdı da bir makineye sokup,sırt çantalarımızı aradılar.Bu uygulama ile daha önce hiç karşılaşmamıştım.Sırt çantalarımızın bizim gözümüzün önünde arandığına dair de bir kağıda imza attırdılar.Uçağın kapısı uzaktan göründü,uçağa binme şerefine nail olacaktık en sonunda!


Uçağa bindiğimiz ilk anda anlamıştım işte.Oydu!Uçakta sorun çıkartan alkolik tipli adamdı!Sonunda yazacak bir konu buldum diye hunharca bir zafer çığlığı attım içimden!Beni yanıltmayacağını biliyordum,onun alnında yazıyordu yapacakları!Uçak henüz kalkmadan önce yavaşça doğruldu yerinden,sırt çantasını sadece iki büyük oksijen tüpünün bulunması gereken dolaba koyup,kapağını kapattı.Çantasından çıkarttığı şeffaf poşetteki patlamış mısırları kusmuk torbası olarak kullanılan üzerinde çöpleriniz içindir yazan kağıt poşedin içine boşalttı.Bir diğer elinde ise küçük kutulu Efes birası vardı.Bir biradan içiyor,bir mısırdan atıyordu ağzına.Adeta otomatikleşmiş gibiydi.Hostesi çağırmak için ağzını kullanmaya gerek duymadı.Koridor tarafına doğru uzandı,sağ elindeki mısır poşedini koridora doğru salladı,hostesin ilgisini çekmeye çalıştı.Hostese bir şeyler söyledi ama uzakta olduğum için tam olarak duyamadım.Uçuş başladıktan tahmini 20 dakika sonra yemek servisi başladı.Yemek servisinin ortalarına doğru içecek servisi yapıldığında adamımız çoktan birasını bitirmişti.Bir bardak beyaz şarap istedi.Hostes gülümseyerek verdi.Bir kaç dakika geçmiş olacaktı ki ikinci şarabı istedi,hostes itirazsız verdi.Üçüncü şarabını da koridordan geçen hostesten istedi,isteği yerine getirildi bonus olarak yanında hostes gülümsemesi ile birlikte.İçkinin ve şerefsizliğin verdiği etkiden olsa gerek,adamımız diye tabir ettiğimiz şerefsiz hostese sözle ve yavşak bir sırıtışla asılmaya başladı.Hostes durumu baş hostese bildirdi.Yavşak,dördüncü şarap isteğine sert görünüşlü Alman baş hostesten hayır cevabını aldıktan sonra mısırına yöneldi.Bir mısır,biraz şarap.Bir mısır,biraz şarap.Adamı izlerken uykuya dalmışım.Bir horlama sesi ile kendime geldim.Önce kendim horluyorum sanıp utanarak gözlerimi açtım,lakin ses benden değil yan taraftan geliyordu.Yana doğru eğilip baktığımda adamın tıpkı Levent Kırca'nın sarhoş parodilerinde olduğu gibi sızıp kaldığını gördüm.Gerçekten de böyle adamlar varmış yahu!Masasını açmış,bir yudumluk şarap bardakta duruyor,telefonu da bardağın hemen yanında.Sağ eli sol elinde tuttuğu mısır parlağı dolu poşedinin içine daldırılmış,öne doğru eğilmiş,(belindeki güvenlik kemerinden dolayı öne yuvarlanmıyor)horlayarak ağzı yarı açık şekilde uyuyor!Ah,işte o zaman bir plastik tuvalet terliği ile (mümkünse 45 numara olacak) suratına vurmayı ne çok istedim!Böyle şlap edecek!Ben vuracağım,bir de terlik geri çarpacak!Ah!



Uçaktan indiğimizde,o da indi mi görmedim,belki de hala uyuyordu.Bavulları aldıktan sonra eve ulaşma maratonuna başlayacaktık.Hazır mısın dercesine canyoldaşıma baktım.Bir umut doldu içime,gülümsedim bana bakan gözlere..Nefeslerimizin gri bir duman halinde havaya karıştığı sokaklara karıştık biz de...


Gece Saçlı Kız



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder